3 Mayıs 2011 Salı

sıkıntıdan

insanın yapacak birşeyleri olmaması kötü. yada sadece çalışacak dersleri olması.

kafamda bir plan belirledim, pek kişiyle paylaşmadım henüz. ben hiç tren yolculuğu yapmadım ve merak ediyorum, aslında bayağıda ilgimi çekiyor. bu ilgi cengiz aytmatov amcamızın "gün olur asra bedel" kitabıyla ayrı bir boyuta ulaşmıştı. planım şudur; 1 aylık kombine bileti şuanda demiryolu ulaşımın -yüksek hızlı tren hariç- 150tl imiş. eğer trenle çok yeri geziceksem bu daha uygun oluyor. yanıma bisikletimide alayım diyorum. indiğim şehirlerde ulaşımı sağlıklı yoldan olması için, zaten iki tekerin üstündeyken kim tutar ki beni.  hatta kalkış saatlerine bakarak 3-5 günlük bir rota bile belirledim kendime. bakalım bunu gerçekleştirebilecekmiyim. şuan yalnız yapmak istiyorum bunu. ancak yol arkadaşsızda yol geçmez hani, zamanı gelsin düşüneyim onu da.
yaklaşık 5buçuk hafta sonra okulum bitecek. hazırlık atlama sınavı.. hocaların sözlerine ve geçen senekilerin anlattıklarına bakarak arkadaşlarımın azımsanmayacak bir kısmı bu sınavı geçemeyip yaz okuluna kalcak. ben hangi gruptayım emin değilim ama kalcak gibide durmuyorum hiç nedense?

insan avutmak pek bana göre değil sanırsam, hani üzülen bir insanın yanına gidip birşeyler söyleyip acısını paylaşıyormuş gibi yapmak -yada paylaşmak. ihtiyacı olduklarında değer verdiğim kişilerin yanında ne kadar olabiliyorum bilmiyorum. gerçi insanlara değer vermekle ilgili düşüncelerim gitgide çirkinleşiyor. ne güzel küçükken herkesi kendim gibi zannederdim. aklım almazdı gerçekten, ve halen almaz bazı şeyleri pek kabullenemem. imkanlılık sınırlarını zorlayamıyorum bazen. ancak tersini yapabildiğim doğru sayılabilir.

bu yazıyı konudan konuya atlayarak sıkıntıdan uzatabilirdim ancak yapmayacağım. sanırım benim düşünce damarlarım hafiften tıkandı. bu aralar yazarken eskisi kadar keyif almıyorum. belki sende okurken sıkılıyorsundur..

bu arada uygun büyüklükte çıta bulursam kocamaaan bir uçurtma yapıcammm!!

23 Nisan 2011 Cumartesi

bazı güzel şeyler1

güzeldir bir yamaç bağdaş kurmuş otururken, hafiften rüzgar saçlarını dağıtıyor -en azından deniyor. birşeyler yazıyorsun. düşüncek başka bişey bulamamış gibi beni düşünüyorsun belki. rüzgar gülüyor sen gülüyorsun.

15 Nisan 2011 Cuma

günlerden bir gün.


Bu şarkıyı severim!
15 nisan 2011 günüydü. maya takviminin sondan bir önceki yılı. mister zagoncunun kuzeni sinoptan geldi. matematik olimpiyatlarına katılacak. farklı yüzler görmem beni sevindiriyor.
daha önce bahsetmiştim bir arkadaşım vardır benim -anasınıfı arkadaşım- ben hayal meyal hatırlarım onu -ve kendi ana sınıfı yıllarımı. bizim yollarımız ben lise son sınıf için dersane ararken birleşti. ismini zar zor hatırladığım -belki tamamen unuttuğum- arkadaşım annelerimizin halen ara sıra görüşüyor olması sebebiyle gündeme geldi. ve çok radikal bir karar alıp ben onun dersanesine gidicem dedim. gittim. kapıdan bana baktığında ortadan ikinci sırada oturuyordum. bana baktın. yüzünü ve ismini hiç hatırlamadığım küçük kızın -benimle aynı ortamda bulunmuş- o gözlerini nasıl oldu bilmiyorum ama tanıdım işte oydu. ilk başlarda çok nadir sonra sıklaşan sonra seyrekleşen daha sonra iyice sıklaşan çok çalkantılı değişik hiçbir zaman anlam veremediğim -ve hiçbir zamanda veremeyeceğim- bir arkadaşlığımız var. ve o farklı biri. kızınca tam kızan, küsünce tam küsen, gözlerinin içine baktığımda ne demek istediğini anlayabildiğim nadir insanlardan biri.
şimdi iyi de banane kardeşim diyebilirsin. yada belki sensindir okuyan (gerçi adresi bir defa göndermiştim hiç bakıyormusun bilmiyorum). ben bu arkadaşımı kırıyorum bazen. ancak birbirimizi karşılıklı kırıyoruz. o duyguları daha yoğun yaşıyor -yada ben öyle sanıyorum. ben bir kırgınlığı affedebilirim, bi şekilde atlatırım hemen, çünkü aram iyiyse bir insanla, kötü olursa aramız bu beni yıpratır, doğama karşı. bu aralar aramız limoni, ki tamamen absürt birşey için bana küstün gene. yada kırıldın vs. insanlar çözüm için çalışmalı ve gözden çıkarmamalı bazı değerleri kolay kolay. bu konuda biraz sitemim var. bide beni normal insanlar kıramaz, normal insanlardan bir beklentim de yoktur zaten. anca şikayetçi olur dururum -buda benim aptal huylarımdan bitanesi sanırım. eğer bir insana değer verdiysem o insan beni üzebilir. ki bu aslında riskli iştir değer vermek. ki bu adresi sana ben söylediysem okuyucum değerlisindir benim için, hele ki bunları buraya yazmayı bana özendirdiysen tahmin ettiğinden de değerlisindir.

kızgınım sana, kırgınım birazda. ve severim ben seni.


kübra artan'a ithafen..

6 Nisan 2011 Çarşamba

sadece birşeyler

evet sadece birşeyler yazmak istedim. ve fikirlerimi aydınlatmasını umarak bonibon yerken yazacağım.
bugün hayatımda ilk defa bir uçurtma yaptım tamamen, yaklaşık iki buçuk saat sürdü. muntazam olmadı. acemi işi ancak uçabileceğini umuyorum.
ne zaman motosiklet alabileceğim bilmiyorum, aslında sorun para olmaktan çıktı sanırım birikimlerim ve destekler sayesinde. motor güzel bir hayaldi, rüzgarı yüzünde hissetmek vesaire..  ancak bir motorsiklete sahip olmak nasıldır bilmiyorum, sonu iyi yada kötüde olsa bu duyguyu tatmak istiyorum sanırım.
ben bazen pek çok şey yapmak istiyorum ve yapamadığımda pek çok şey oluyor. ve böyle durumlarda "en fazla ene olabilir ki" diye düşünmek beni rahatlatıyor.
hava yağışlı bu günlerde, ve ben sevdim bu havayı hep.
şimdiye kadar yazdığım ve söylediğim şeylerden hiçbişey beklemedim. oku işte sadece, yada okuma boşa vakit kaybıdır muhtemelen.
kafam oldukça karışık neyi özlediğimi, neyi beklediğimi, neyi istediğimi bilemiyorum. ve bu durumdaysa insan gerçekten birşeylere tutunması gerekir düşmemek için.
çok sıkıcı ve aptal bir yazı olduğunun farkındayım ancak bozuntuya verme işte, canım da sıkkın değil diyemem hani. dediğim gibi sadece birşeyler yazmak istedim..

1 Nisan 2011 Cuma

saka değil şaka (1 nisan)

konunun başlığı için masamın üzerindeki saka su şişesine teşekkür ediyorum.
hadi blogları kapattılar, benim yazabilmek için bir yolum varken yazmak için neden bu kadar bekledim bilmiyorum, sanırım kimseciklerde yazmam için beklememiştir (=

hayatımda spontone olduğunu söyleyebileceğim gelişmeler, karşılaşmalar, çatışmalar vede karışmalar oluyor.
insan rüyasını gerçekleştirmek için yaşar, uyanır ve gözlerini bu amaçla açar. peki rüyası olmayan insanlar ne yapar? herkesin bir rüyası varmıdır? merak ediyorum. ve seviyorum ben rüyaları dinlemeyi, en çokta rüzgardan ve senden.
bazen kendimle çetin savaşlar içerisinde buluyorum kendimi, ne düşündüğümü - ne düşlediğimi - karıştırmış vaziyette görüyorum. bazı anlarda zaman ve mekan kavramınıda yitiriyorum (şizofrenin hatıra defterine dönmeye başladı yazı ama dur düzelticem). 7 haftalık bir tembellikten sonra haftaya sınavlarda ne yapıcem emin değilim. bu hafta sonu da açıköğretim sınavlarım var. eğer rastgele bu sayfayı açmışsan, mühendislik okuyorsan, herhangi bişeyine güvenip sakın uluslararası ilişkiler yazma ikinci bir üniversite okuyum diyorsan -açıktan. uygarlık tarihi derside süperdir hoştur, beni çalışmaktan soğuttu ve hiç çalışmadan birsürü sınava gireceğim ne güzel insanlık hali bak hemen bi bahane buldum.
anasınıfı arkadaşımın -kübra- doğum günüydü geçen gün. pek anlayamadığım ancak değerli bir insandır kendileri, selamlar küba!

insanları zoraki kendimle konuşturuyormuş gibi hissetmemin nedeni ne bilmiyorum ama kendi dünyama çekilip dünyanın tüm derdi tasası benim sırtımda havalarına da girmek istemiyorum.
dünyanın bütün güzelliklerine sırıta sırıta beraber bakabiliriz.

26 Şubat 2011 Cumartesi

yazılacak birşeyler var

bu bir oyun eleştirisi yazısı olmaktan uzak olmalı. çünkü ben oyun eleştirmeni değilim. fosforlu cevriyeden çıkınca günün anlam ve önemini belirten kelimeler "karı karıdır" mı olmalıydı evet aklımda bu kaldı. çünkü ben diye başlayıp birden çok kötü sözcük saymak istedim kendime ama yapmıyorum. gerçekten güzel oyunmuş şu "fosforlu cevriye" oyuncuları da oldukça başarılı. hele bir güllü müz var ki ne diyeyim. minik orkestranın eşliğinde izlediğim bu müzikal güzel anlar yaşamam sebep oldu. bana eşlik eden sidar, büşra ve dilay sizede teşekkürler.

bugün ilginçtir bir olay oldu. ben öyle ay gel öpüyüm sarılıyım olaylarını sevmem. gereksiz gelir bana ki annem bunu hep yapar. babam hiç yapmaz. tiyatroya götürürmsün dedim götürdü. çıkışta müsait olursan arayım mı dedim ara dedi. çıktığımda zaten gelmişti. eve geldik. huzurlu bir sürüştü. otama geldim bilgisayarımı açtım ve birde ne göreyim babam arkamdan gelip gel bi öpüyüm dedi. ses etmedim öptü gitti. genetik yakınlıktanmı bilmiyorum ama neden bunu yaptığını, neler hissettiğini ve düşündüğünü sanırım anlayabiliyorum. ilginç, sanırım yaşlanıyorlar.

marlis hanımın  yazdığı yeni birşeyler bulamasam da bugünlerde, 1 başlığı altında yazmaya başladığım roman denemesinin temellerini zihnimde oturtmaya çalışıyorum, senaryosu olan varsa söylesin.

23 Şubat 2011 Çarşamba

1

sevindi duyduklarının karşısında. beklemediği ancak yüreğinden geçen duymak istediklerini duymuştu. yorgundu ancak mutluyu Dony. çok değil birkaç ay önce bunu yapmak zorunda olacağını söyleseler muhtemelen inanmazdı. yorgundu ancak mutluydu.
sevindi söyledikler karşısında. pek istemediği ancak beklenen sözler söylemişti. gülüyordu ancak yorgundu Zagon. birkaç ay önce söyleselerdi bunu yapmak zorunda olacağını inanırdı. mümkün olabilceklerin sınırı yoktu ona göre. her an her şey olabilirdi.
yağmurlu bir günde gözlemledim ben tüm bunları. yağmurlu bir gecede. tanıyorum ikisinide yada öyle sanıyorum ben. biliyorum Zagon eve gidecek. dışarıya adımını attığında kitaplarını paltosunun içine gizleyecek ıslanmasınlar diye. şemsiye taşımıyor zaten, kapşonlu giymiştir yağmur ihtimali varsa o. ama takmaz kapşonunu bu olanlardan sonra. sokak lambasına kadar boynu dik yürüyecek ve başını öne eğip hızlı adımlarla devam edecekti eve. vardığında paltosunu acele çıkaracak kitaplarını bir kenara koyacak, masasına oturup bir mum yakıcak evet Edison varolmadığı için değil sadece Zagon mum sever. yazacaktır birşeyler ama neler?

dün umutlarımla başladım yola. bazen "yolu görünmeyen sonun başındayım koştum" diye bir şarkı söylediğimde oldu. gökyüzündeki bulutları kadim krallara da benzettim bazen. son saatler içinde yaşadıklarıma inanıyorum. kabullenemek istemiyor ancak kabulleniyorum. bu bir sıkıntı doğuruyor içimde. geçicek bir sıkıntı. ben bunları yazarken az da olsa hafifleyen bir sıkıntı. oysa sabah herşey güzeldi - bu beton binaların arasında ne kadar güzel olabilirki. gökyüzünde yağmur var şimdi, bulutlarıda düşünüyorum. minik minik yok oluyorlar yeniden varolacaklarını biliyorlar mı acaba merak ediyorum. tüm bunlar olmadan önce komşum kapımı çaldı. bir adam kırklı yaşlarında saçlarında hafif ak var orta boylarda ayağı çıplak ve turuncu bir terlik ayağında. yanında çocuk en fazla 9 yaşında. saçı tamamen traşlı 0 numara. çocuk hasta "kemoterapi" görmeye gelmiş şehrime. bir balığı varmış çocuğun fanusun içinde bir japon. gidecekmiş kendi şehrine 20 gün sonra tekrar gelene kadar bakmamı istedi balığa. saçları yoktu. gözleri vardı. o gülümseyen gözlerin içinde anlattıklarını uzun zamandır başka birinde görmemiştim. balık yüzüyor şuan titreyen mum ışığında. sussam uzansam toprağa ve kapatsam gözlerimi hayal ettiklerim ne olurdu ?