yaş destanı 1600 lü yıllarda yaşayan karacaoğlan tarafından yazılmıştır. ben halen her kelimesinin doğru olduğuna ve dünya üzerinde yazılmış en güzeller arasında olduğuna inanıyorum. buyrun;
Mevlam bir adama çocuk verince,
Bahçede bitmiş bir fidana benzer.
Büyüyüp de bir yaşına girince
Sanki kokulu güldane benzer.
İkisinde serhoş gibi dolaşır,
Üç yaşında her nesneye ulaşır,
Dört yaşında gördüğüne sataşır,
Beş yaşında kaşlar kemane benzer.
Altısında kendi söyler düşini,
Yedisinde değiştirir dişini,
Sekizinde bahta koyar işini,
Dokuzunda taze bostana benzer.
On yaşında gonca güldür, açılır.
Onbirinde ab-ı hayat içilir,
Onikide boyu beli seçilir.
Onüçünde gözler mestane benzer.
Ondördünde güzelliğin bağıdır.
Onbeşinde gören aklın dağıtır.
Onaltıda yiğitliğin çağıdır.
Onyedide sanki ceylane benzer.
Onsekizinde belli eder arını,
Ondokuzunda gözetir şikarını
Yirmisinde kendi bulur yarini
Zencirin koparmış aslana benzer
Yirmibeşte bıyıkları burulur
Otuzunda akar sular durulur,
Otuzbeşte günahları sorulur,
Ataşa atılmış pervana benzer.
Kırk yaşında gazel dökülür bağlar,
Kırkbeşinde günahlarına ağlar,
Ellisinde oğullara bel bağlar,
Dağ başına çökmüş dumana benzer.
Ellibeşte sızı iner dizine,
Altmışında duman çöker gözüne,
Altmışbeşte hiç bakılmaz yüzüne,
Ahireti güzetir, Süphana benzer.
Yetmişinde gördükleri düş olur,
Yetmişbeşte çöker artık kış olur,
Sekseninde badem gözler yaş olur,
Yolunu yitirmiş kervana benzer.
Seksenbeşte artık beli bükülür,
Biter ömrü, takati gücü sökülür,
Doksanında hep dişleri dökülür,
Geldi geçti, şimdi yalana benzer.
Doksanbeş yaşına girip aşınca
Ölüm korkusu gelip yaklaşınca
İnsanoğlu yüz yaşına varınca
Sanki savrulmuş harmana benzer
25 Ağustos 2013 Pazar
10 Ağustos 2013 Cumartesi
türküler
bedri rahmi eyüboğlu söylemiş sözünü demiş;
Ah bu türküler, köy türküleri,
Ne düzeni belli, ne yazanı, Altlarında imza yok ama içlerinde yürek var. Cennet misali sevişen, Cehennemler gibi dövüşen, Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen. Nasıl unutulur nasıl Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen..Halk türküsü dinleyen?
güzel şeydir türkü, uzun yolda dinlenilir, olgun başaklar boyunlarını büktüğü zamanlarda geçerken tarlaların ararasından aracın hoparlöründen gelir bir ses der,
"sağ olsam gelmez idin, öldüm yasa mı geldin?" nefesinin nefesine bir daha vurması dileğiyle yanıp tutuşur.
'yar' deyince kalemi elden düşenler mi ararsın, lambada titreyen alevi üşütenler mi? hepsi vardır türkülerde.
derindir türküler, alır götürür seni.
neşet abimiz dolaşıp alemi gurbet gezeli bulamıyor zahidesinden güzeli. sinemde gizli yarasını kimse bilmezken hiçbir tabibin yarasına merhem olmadığını söyler. türküler bizden bir paçadır.
ve uzun yolda türküden başka dinlenilecek birşey varsa o da pink floyd dur. eski şarkılarından başlanır güzel güzel dinlenir, müziği bir başka sözleri bir başkadır. türkülerle dertlenip pink floydla eğlenmek güzel olur. gülmek istenilince de bu dinlenilir, favorilerimdendir
Ah bu türküler, köy türküleri,
Ne düzeni belli, ne yazanı, Altlarında imza yok ama içlerinde yürek var. Cennet misali sevişen, Cehennemler gibi dövüşen, Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen. Nasıl unutulur nasıl Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen..Halk türküsü dinleyen?
güzel şeydir türkü, uzun yolda dinlenilir, olgun başaklar boyunlarını büktüğü zamanlarda geçerken tarlaların ararasından aracın hoparlöründen gelir bir ses der,
"sağ olsam gelmez idin, öldüm yasa mı geldin?" nefesinin nefesine bir daha vurması dileğiyle yanıp tutuşur.
'yar' deyince kalemi elden düşenler mi ararsın, lambada titreyen alevi üşütenler mi? hepsi vardır türkülerde.
derindir türküler, alır götürür seni.
neşet abimiz dolaşıp alemi gurbet gezeli bulamıyor zahidesinden güzeli. sinemde gizli yarasını kimse bilmezken hiçbir tabibin yarasına merhem olmadığını söyler. türküler bizden bir paçadır.
ve uzun yolda türküden başka dinlenilecek birşey varsa o da pink floyd dur. eski şarkılarından başlanır güzel güzel dinlenir, müziği bir başka sözleri bir başkadır. türkülerle dertlenip pink floydla eğlenmek güzel olur. gülmek istenilince de bu dinlenilir, favorilerimdendir
herkese saygılar sevgiler.
13' ramazan bayramının üçüncü günü, ankara.
7 Ağustos 2013 Çarşamba
Çadır Kampı İçin Hazırlık - Gerekli Malzemeler
güzel ülkemizin her bir köşesi bir cennet. her bölgede keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler var. bazıları çoktan keşfedilmiş milli park yapılmış koruma altına alınmış.
kampçılık küçükten beridir hevesimin olduğu bir spor. gerekli ekipman ve imkanlarım olmadığı için sadece takip edebildiğim bir doğayla iç içe olma serüveni. bende kendi kendimi gaza getirmek suretiyle ucuz ancak başlangıç için yeterli olabileceğini düşündüğüm ekipmanlarla bu serüvene ortak olma peşindeyim.
gerek kamp sporuna yeni başlayacaklara rehber, gerek bu konuda tecrübeli arkadaşlara hatırlatma olsun diye aşağıda kamp için olmazsa olmaz malzemeleri paylaşağım;
kampçılık küçükten beridir hevesimin olduğu bir spor. gerekli ekipman ve imkanlarım olmadığı için sadece takip edebildiğim bir doğayla iç içe olma serüveni. bende kendi kendimi gaza getirmek suretiyle ucuz ancak başlangıç için yeterli olabileceğini düşündüğüm ekipmanlarla bu serüvene ortak olma peşindeyim.
gerek kamp sporuna yeni başlayacaklara rehber, gerek bu konuda tecrübeli arkadaşlara hatırlatma olsun diye aşağıda kamp için olmazsa olmaz malzemeleri paylaşağım;
- Çadır ; iki kişi için en az 200*150cm boyutlarında üç kişi için 200*200 boyutlarında olmasını tavsiye ederim
- Mat; eğerki arabanızla gidiyorsanız taşıması problem olmaz diyorsanız çadır zeminini taşlardan güzelce temizledikten sonra yorgan kilim vs kullanarak kendinize rahat bir zemin oluşturabilirsiniz. tabiki bu temizleyebileceğiniz kadar düzgün zemin olan yerlerde ve yaz günü uygun olabilir
- Uyku tulumu; kış mevsiminde şart
- Çakmak, kibrit, çakmak taşı; mutlaka bulundurulması gerekir, gerek ateş bir kampın vazgeçilmezidir. çakmak taşı daha bir otantik olur ancak tutuşturmak biraz zor, videoları var aratıp izleyebilirsiniz çakmak taşıyla ateş yakmanın olayını. ayrıca raşo denilen mavi bir tutuşturma sıvısı vardır onunlada daha rahat ateş yakabilirsiniz.
- Bıçak, çakı, konserve açacağı; 3 gün veya daha uzun süreli kamplar için konserve yiyecekler götürmeniz tavsiye edilir konserve açacağı işe yarayacaktır.
- Yeterli miktarda su; kamp yeri çevresinde içme suyu temin etmeniz zor olabilir.
- Pamuk; burun kanamalarında ve bazı yaralanmalarda işe yarar
- Islak mendil, peçete; temizlik için olmazsa olmazlardan.
- İlk yardım kiti; hiç yoktan yara bandı, gazlı bez ve ağrı kesici bulunmalı.
- Güneş kremi; plaj kampları için şart.
- Mikrofiber havlu; 3 veya daha uzun süreli kamplar için alınması faydalı olur. decathlon da 12 lira.
- Mini şampuan; 3 veya daha uzun süreli kamplar için..
- Işık, ışıldak, denizci feneri, kafa lambası, fener, ışık çubuğu; mutlaka bulunmalı en az 1i.
- Yedek pil ve bataryalar.
- Solar Charger; bazı durumlarda çok işe yarıyabiliyor. hepsiburada gibi sitelerde 20lira civarı.
- Şarjı full yedek bir telefon; hayat kurtarır.
- Yedek tişört, eşofman, çorap;
- Şapka;
- Böcek koruyucu sprey; böcekler hoşunuza gitmeyecek.
- Büyük boy çöp torbası; unutmamalıyız ki bizler doğada sadece misafiriz mümkün olduğunca geldiğimiz ve gittiğimiz belli olmamalı.
- İp
- Harita
- Ayna; kızlar zaten çantalarında bulunduruyor.
- Naylon 1*1 metre boyunda bile olsa çadır dışına koyacağınız ayakkabı ve çantalarınızı korur.
- Koli bandı; gerçekten çok faydalıdır, çadır direklerinin kırılması veya çadırın delinmesi esnasında ucuz ve en zeki yoldur.
- Kitap, kulaklık, defter, kalem; kendinize zaman ayırın..
- Fındık, fıstık, çekirdek; çekirdek kabuklarını çadırınızdan uzağa atın yada çöpe atın böcekler gelecektir.
- Ekmek
Arabanızla gidecekseniz semaverinizde demleyeceğiniz çaylar pek bi güzel gidecektir geceleri. şimdilik bu kadar, yakın zamanda planladığımız soğuksu milli parkı bir gecelik kampımız tamamlandıktan sonra sizinle paylaşacağım :)
18 Temmuz 2013 Perşembe
ceyran
odamın balkon kapısı açık,gün boyu eser rüzgar dolar odamın içine.
gece vakti kalkarsam eğer hissederim parkemin buz gibi soğuğunu,
soğukta yatar iyi rüyalar göremem.
rüyalarda insan korkularını görürmüş,
korkularımı düşünmekten korktum ben.
motorsikletimin tek silindiri ritmik inip çıkmıyor motor bloğunun içinde.
kalbimin ritmi de motorsikletimin pistonu gibi ritimsiz.
hayallerle ilgili söylenmiş olan pek çok söz vardır,
söz vardır ki seni bir yerden hayallerine uçurur.
söz vardır artık gerçekleşmeyeceğine emin olduğun hayallerini hatırlatır.
ve söz vardır başın ağrır, ritmin bozulur.
söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.. \ fuzuli
gece vakti kalkarsam eğer hissederim parkemin buz gibi soğuğunu,
soğukta yatar iyi rüyalar göremem.
rüyalarda insan korkularını görürmüş,
korkularımı düşünmekten korktum ben.
motorsikletimin tek silindiri ritmik inip çıkmıyor motor bloğunun içinde.
kalbimin ritmi de motorsikletimin pistonu gibi ritimsiz.
hayallerle ilgili söylenmiş olan pek çok söz vardır,
söz vardır ki seni bir yerden hayallerine uçurur.
söz vardır artık gerçekleşmeyeceğine emin olduğun hayallerini hatırlatır.
ve söz vardır başın ağrır, ritmin bozulur.
söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.. \ fuzuli
5 Temmuz 2013 Cuma
ölümdür yaşanan tek başına, aşk ik ikişiliktir.
insan alışır herşeye, sevmeye, sevilmeye, ölüme, boşluğa ve yokluğa
her zaman inandım buna, alışmaktan daha zor olansana alıştığını bırakmaktır, zordur ama olmayacak birşey değildir. en zorusa alıştığının seni itmesidir.
insanların algıları farklı, buna kimsenin bir lafı yok. hayatı farklı görüyoruz ki farklı hayatlar yaşadığımız için bu normal. o zaman insanları bir arada tutan ne? insan ne ile yaşar? (tolstoy- insan ne ile yaşar kitabını oku).
insanları bir arada tutan şey sevgidir, bakma sen milletin yok iyi anlaşma yok bilmemne dediğine. anne babanla iyi anlaşmasanda seversin ve bir arada kalırsın çünkü yıllardır emek vermişsinizdir beraber bir iletişim kurmuşsunuzdur.
beraber bir sevgi kurmanın ne demek olduğunu beraber bir bina inşaa etmeye benzeterek daha önce anlatmıştım. özetliyorum; beraber sevgi inşaa etmek yanyana iki tuğlayı birleştirerek başlar ve her seferinde birinin bir kendi tuğlasının üzerine birşey koyması ile devam eder.. gün gelince ara ara verilen emeklere bakılır eğer tuğlalar eşitse denirki vaay be ne güzel gidiyoruz. eğer tuğlalardan biri yüksek olsun biri az emek vermiş olsun kavgalar başlar.
en sıkıntılı nokta bir tarafın fazla emek vermesiyle ( yada öyle düşünmesiyle ) cereyan bulur. artık binamız sallanmaktadır. bunun sebebi ağırlık merkezinin sapmasıdır. kişiler istemesede şeytan vesvese verir ve kurdukları sevginin üzernde oturanlar sorgulamaya başlarlar. buraya birşeyler yazacaktım lakin sonra yazayım. sonu mağlum.
anlayacağınız bir sıkıntınız varsa sevginizle sevgilinizle hemen paylaşın bunu birbirinizle, uçurum büyümezse düzeltmek kolay olur. uçurum büyürsede düzeltmek sadece zorlaşır :)
bir insanı kazanmak için herşeyi yaparsınız, eğer o inanı kazanıyorsanız onu elinizde tutmak içinde herşeyi yapın. yaptıklarınız yetmeyebilir, siz deneyin ve kibar olun.
kelin ilacı olsa kendi kafasına sürermiş diyip saçlarımın dökülmesini tekrar vurguluyor ve şunu belirtmek istiyorum, kendinizi bırakırsanız düşersiniz birbirinize tutunun. ancak karşıdaki sizi iterse daha kötü düşersiniz. beraber atlarsanız çok emek verenin canı biraz daha yanar. karşıdaki kendinin de düşeceğini bile bile sizi iterse beraber inşaa ettiğiniz sevgi kulesinden, vay halinize. çünkü burda bir mantıksızlık var.
zırvalıklarımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
uçurumun kenarında, bizi iten rüzgarında, pek güvenli değil ama, düşmemek için tutun bana..
her zaman inandım buna, alışmaktan daha zor olansana alıştığını bırakmaktır, zordur ama olmayacak birşey değildir. en zorusa alıştığının seni itmesidir.
insanların algıları farklı, buna kimsenin bir lafı yok. hayatı farklı görüyoruz ki farklı hayatlar yaşadığımız için bu normal. o zaman insanları bir arada tutan ne? insan ne ile yaşar? (tolstoy- insan ne ile yaşar kitabını oku).
insanları bir arada tutan şey sevgidir, bakma sen milletin yok iyi anlaşma yok bilmemne dediğine. anne babanla iyi anlaşmasanda seversin ve bir arada kalırsın çünkü yıllardır emek vermişsinizdir beraber bir iletişim kurmuşsunuzdur.
beraber bir sevgi kurmanın ne demek olduğunu beraber bir bina inşaa etmeye benzeterek daha önce anlatmıştım. özetliyorum; beraber sevgi inşaa etmek yanyana iki tuğlayı birleştirerek başlar ve her seferinde birinin bir kendi tuğlasının üzerine birşey koyması ile devam eder.. gün gelince ara ara verilen emeklere bakılır eğer tuğlalar eşitse denirki vaay be ne güzel gidiyoruz. eğer tuğlalardan biri yüksek olsun biri az emek vermiş olsun kavgalar başlar.
en sıkıntılı nokta bir tarafın fazla emek vermesiyle ( yada öyle düşünmesiyle ) cereyan bulur. artık binamız sallanmaktadır. bunun sebebi ağırlık merkezinin sapmasıdır. kişiler istemesede şeytan vesvese verir ve kurdukları sevginin üzernde oturanlar sorgulamaya başlarlar. buraya birşeyler yazacaktım lakin sonra yazayım. sonu mağlum.
anlayacağınız bir sıkıntınız varsa sevginizle sevgilinizle hemen paylaşın bunu birbirinizle, uçurum büyümezse düzeltmek kolay olur. uçurum büyürsede düzeltmek sadece zorlaşır :)
bir insanı kazanmak için herşeyi yaparsınız, eğer o inanı kazanıyorsanız onu elinizde tutmak içinde herşeyi yapın. yaptıklarınız yetmeyebilir, siz deneyin ve kibar olun.
kelin ilacı olsa kendi kafasına sürermiş diyip saçlarımın dökülmesini tekrar vurguluyor ve şunu belirtmek istiyorum, kendinizi bırakırsanız düşersiniz birbirinize tutunun. ancak karşıdaki sizi iterse daha kötü düşersiniz. beraber atlarsanız çok emek verenin canı biraz daha yanar. karşıdaki kendinin de düşeceğini bile bile sizi iterse beraber inşaa ettiğiniz sevgi kulesinden, vay halinize. çünkü burda bir mantıksızlık var.
zırvalıklarımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
uçurumun kenarında, bizi iten rüzgarında, pek güvenli değil ama, düşmemek için tutun bana..
22 Haziran 2013 Cumartesi
şarj aleti batarya
hüzünlü bir günde başladım yazmaya hüznümün nedenini söyleyeyim ben sana;
balıklarım ölüyor, ölüyorlar ahâli yardım eden yok kurtaramıyorum
cesetler birikti sayı oldu otuzüç elimden gelmez birşey hastalandı lepisteslerum.
bataryam bozuluyor halbuki ben işimi alırım hep sağlama
amerikadan gelmeden aldım 2 yedek batarya
ancak şimdi sorarsan bozuktur orjinali
idare etmeye çalışıyorum with iki tane çin mali
şarj aletim bozuktur tutmuyor ucu sonu
bir saat bekleyirum şarj ediliyorum görmek içun
halbuki amerikadan getirdim 2 tane yedek şarj aleti
hepsimi bozulur arkadaş nedir bu çin mali
ah belim ağrımasa umrumda olmaz hiç biri
bel fıtığı geldi başa
çekecemiz var imuş bu genç yaşta..
seninde anlayacağın sıkıldım ula dostum staja başladım birde temsan diye bir yerde
meğersem bu kurum zarar eder dururmuş, devletimiz sağolsun artık üretim yok imuş
bende boş boş işte gidip gidip geleyrum
bu dünyadaki ahenki seyirlere dalayrum
balıklarım ölüyor, ölüyorlar ahâli yardım eden yok kurtaramıyorum
cesetler birikti sayı oldu otuzüç elimden gelmez birşey hastalandı lepisteslerum.
bataryam bozuluyor halbuki ben işimi alırım hep sağlama
amerikadan gelmeden aldım 2 yedek batarya
ancak şimdi sorarsan bozuktur orjinali
idare etmeye çalışıyorum with iki tane çin mali
şarj aletim bozuktur tutmuyor ucu sonu
bir saat bekleyirum şarj ediliyorum görmek içun
halbuki amerikadan getirdim 2 tane yedek şarj aleti
hepsimi bozulur arkadaş nedir bu çin mali
ah belim ağrımasa umrumda olmaz hiç biri
bel fıtığı geldi başa
çekecemiz var imuş bu genç yaşta..
seninde anlayacağın sıkıldım ula dostum staja başladım birde temsan diye bir yerde
meğersem bu kurum zarar eder dururmuş, devletimiz sağolsun artık üretim yok imuş
bende boş boş işte gidip gidip geleyrum
bu dünyadaki ahenki seyirlere dalayrum
1 Haziran 2013 Cumartesi
neden başlıklı haziran 1 mektubu
her lafımı beğenmeyebilirsin, ancak saygı duymak zorundasın. tıpkı ben gibi.
insanoğlu gerçekten ilginç bir yaratık olduğunu varoluşundan beri kanıtlıyor, kanıtlamaya da devam ediyor. galeyana gelme cengaverlik yapma ve vatanı kurtarma arzumuzun hat safhada olduğu şu dönemde, dün sabah 5 sularında fitili ateşlenen yanlış yönetim, şiddet merkezli süreç yönetimi ve ben kibri nedeniyle birçok insan zarar gördü ve halen zarar görmeye devam ediyor.
ben polise taş atan eylemciyi sevmem eğer polisle karşı karşıya geldiğinde ortam hat safhada gerginken ilk taşı polis atmadıysa. eğer ki polis atmışsa bu düzende tamamen kökten bir yanlışlık var demektir.
farzedelim 100 eylemci (esasında 80 tanesi hükümete olan tepkisini şiddetten ayrı bir yolla mitingle dile getirmek istemektedir) karşısında 40 polis ve bir toma buluyor. tepki göstermek isteyen vatandaş ıslık çalıyor slogan atıyor ve polis bekliyor. tepki gösterenlerin arasından birkaç tane şerefsiz polise şişe, taş ve benzeri birşeyler atıyorlar polis bekliyor. duyarlı vatandaşlar polisle diğer vatandaşlar arsasına girip yüzleri vatandaşlara dönük şekilde atmayın diyerek ellerini kaldırıyorlar. ancak vatandaşın içinden bir dürzü yine bir taş çıkarıyor ve polise sallıyor. daha sonra durumun akıbetini kestiren diğer vatandaşlar tam çil yavrusu gibi koşuşturmaya başkayacakken poliste biber gazı kapsüllerini güdümlü füze gibi çömelerek ateşliyor ve ortalık bomboş. herkes başka yerde.
daha sonra polisin olduğu taraftan geçen bir takım vatandaşlar polise nereye gidelim diyorlar? metro kapalı,otobüs geçmiyor, her yer gaz bulutu nefes almak güç. polis manidar bir cevap veriyor: "yukarı git, aşağı git, nereye gidersen git, sixtir git. atın arkadaşlar atın bombaları". haydi bari aşağı gideyim diyen vatandaş yolunun üstündeki bomboş alana atılan biber gazı ile gözlerinin ve akciğerlerinin kontrolünü kaybedip nefes almakta güçlük çekiyor ve yoldan geçen bir otobüse gözleri kapalı öksürür halde kendini zor atıyor. otobüstekiler hazırlıklı ki biri limon uzatıyor biri ıslak mendil vermeye çalışıyor biri su döküyor yüzüne, 2-3 dakikalık çileden sonra vatandaş kendine gelir ve otobüs onu biryerde bırakır.
vatandaş ne düşünür (kendi kendine konuşur, deli dediler.):
* ulan polis boş yere neden gaz attın? ben yoldan geçen vatandaşım neden benim canımı yaktın bunun hesabını kim sorar?
* vatandaş cevap verir, kimse sormaz, soramaz çünkü benim ülkemde demokrasi ve hukuk henüz bu kadar gelişmedi. ha ekonomi gelişti, zenginler zenginleşti, orta düzeyler yine orta düzey, fakir yine fakir bu başka.
-ee şimdi bu göstericilerin arasındaki dürzüler taş atmasa acaba ne olurdu onlar neden taş attılar onların amacıda ortalığı karıştırmakmı? polis bu şekilde tepki vermeye mecbur mu bırakıldı?
-göstericiler sinirli, haklı bir sinir, birçoğunda ise çeşitli sebeplerden ötürü nefret var. polis emir kulu, emri kim veriyor kardeşim, hükümet mi? emniyet müdürü mü? kim?
-kimse kim. eğer yarın olduğunda dünkü gibi bir hesap sorulmayacaksa polisten bir anlamı yok. sistem bastırma ve sindirtme sistemi mi oldu.
*ak parti sosyal bir hareketin sonucu olarak iktidara geldi, yükseldi, ve dün olanlar kibrin, ben kavramının ve diğerlerini ötekileştirmenin bir delili oldu.
-siyaset bu kadar insanın yaralanması, sinirlenmesi, nefret beslemesi, kutuplaşması taraf olması için yeterli bir gerekçe mi?
-milletimizin içinde de ne yazık ki farkında olmadan yada farkında olarak, gaflelet ve hatta hıyanet içinde olanların varlığı bu tür olayların çözümünde çok büyük engeller teşkil etmektedir.
adamın biri soruyor ne zamana kadar suscağız? ne zamana kadar?
- susmak demek bugün kızılayda, taksimde, istiklalde, tunalıda vb. olmak değil. konuşmak ve sahip çıkmak demekte bugün dışarda olmak, taş atmak, çöp yakmak, değil.
bugün yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım. çözüm nedir senin bir fikrin var mı derseniz, öncelikli çözümün herkesin işini en iyi şekilde yapmasını
bugün dışarda slogan atanların çöplerini yere atmamaktan başlayarak kendilerini çevrelerini ve herşeyi daha güzel yapmak için çaba göstermelerini
bugün dışarıda olmayanların neden dışarda olmadıklarını şahıs olarak nasıl bir vatandaş olunmalı bunu düşünmelerini
15 yaşından itibaren herkesin bir hayal kurup bu hayali odalarının baş köşelerine asmalarını bu hayalde nasıl bir gelecek düşleyip nasıl bir ülkede yaşamak istediklerini yazmalarını ve tez elden bunun için çalışmalarını
hükümetin (kim gelirse gelsin, sonuçta bugün o, yarın sen) yüzde kaç oy alırsa alsın diğerinin de sözünü dinlemesini
polisin ben napıyorum lan diye kendine sormasını
rant için birşeyler yapanların bunu uzun uzadıya düşünüp kefenin cebinin olmadığını anlamasını
bazı dürzülerin de ortamı karıştırmak için sosyal medyada asılsız fotoğraflar, paylaşımlar yapmamasını yapsalar bile ulan kardeşim dediğim insanın biraz araştırıp körü körüne inanmamasını
..
..
..
diye uzayıp giden bir dilek listem var.
vel hasıl kelam;
“bir gemi dolusu katil olsa da, içlerinde bir masum olsa o gemiyi batıramazsın."
"kıyametin koptuğunu görseniz de elinizde fidan olsa onu dikin" hadis-i şerif.
"yurtta sulh, cihanda sulh" m. kemal atatürk / 20 nisan 1931
"vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır" m. kemal atatürk
anlayacağın sinirliyim, öfkeliyim, ancak yapılması gereken hakkında düşünmek gerekli, galeyana gelmemek, cengaverlik yapmamak gerek.
insanoğlu gerçekten ilginç bir yaratık olduğunu varoluşundan beri kanıtlıyor, kanıtlamaya da devam ediyor. galeyana gelme cengaverlik yapma ve vatanı kurtarma arzumuzun hat safhada olduğu şu dönemde, dün sabah 5 sularında fitili ateşlenen yanlış yönetim, şiddet merkezli süreç yönetimi ve ben kibri nedeniyle birçok insan zarar gördü ve halen zarar görmeye devam ediyor.
ben polise taş atan eylemciyi sevmem eğer polisle karşı karşıya geldiğinde ortam hat safhada gerginken ilk taşı polis atmadıysa. eğer ki polis atmışsa bu düzende tamamen kökten bir yanlışlık var demektir.
farzedelim 100 eylemci (esasında 80 tanesi hükümete olan tepkisini şiddetten ayrı bir yolla mitingle dile getirmek istemektedir) karşısında 40 polis ve bir toma buluyor. tepki göstermek isteyen vatandaş ıslık çalıyor slogan atıyor ve polis bekliyor. tepki gösterenlerin arasından birkaç tane şerefsiz polise şişe, taş ve benzeri birşeyler atıyorlar polis bekliyor. duyarlı vatandaşlar polisle diğer vatandaşlar arsasına girip yüzleri vatandaşlara dönük şekilde atmayın diyerek ellerini kaldırıyorlar. ancak vatandaşın içinden bir dürzü yine bir taş çıkarıyor ve polise sallıyor. daha sonra durumun akıbetini kestiren diğer vatandaşlar tam çil yavrusu gibi koşuşturmaya başkayacakken poliste biber gazı kapsüllerini güdümlü füze gibi çömelerek ateşliyor ve ortalık bomboş. herkes başka yerde.
daha sonra polisin olduğu taraftan geçen bir takım vatandaşlar polise nereye gidelim diyorlar? metro kapalı,otobüs geçmiyor, her yer gaz bulutu nefes almak güç. polis manidar bir cevap veriyor: "yukarı git, aşağı git, nereye gidersen git, sixtir git. atın arkadaşlar atın bombaları". haydi bari aşağı gideyim diyen vatandaş yolunun üstündeki bomboş alana atılan biber gazı ile gözlerinin ve akciğerlerinin kontrolünü kaybedip nefes almakta güçlük çekiyor ve yoldan geçen bir otobüse gözleri kapalı öksürür halde kendini zor atıyor. otobüstekiler hazırlıklı ki biri limon uzatıyor biri ıslak mendil vermeye çalışıyor biri su döküyor yüzüne, 2-3 dakikalık çileden sonra vatandaş kendine gelir ve otobüs onu biryerde bırakır.
vatandaş ne düşünür (kendi kendine konuşur, deli dediler.):
* ulan polis boş yere neden gaz attın? ben yoldan geçen vatandaşım neden benim canımı yaktın bunun hesabını kim sorar?
* vatandaş cevap verir, kimse sormaz, soramaz çünkü benim ülkemde demokrasi ve hukuk henüz bu kadar gelişmedi. ha ekonomi gelişti, zenginler zenginleşti, orta düzeyler yine orta düzey, fakir yine fakir bu başka.
-ee şimdi bu göstericilerin arasındaki dürzüler taş atmasa acaba ne olurdu onlar neden taş attılar onların amacıda ortalığı karıştırmakmı? polis bu şekilde tepki vermeye mecbur mu bırakıldı?
-göstericiler sinirli, haklı bir sinir, birçoğunda ise çeşitli sebeplerden ötürü nefret var. polis emir kulu, emri kim veriyor kardeşim, hükümet mi? emniyet müdürü mü? kim?
-kimse kim. eğer yarın olduğunda dünkü gibi bir hesap sorulmayacaksa polisten bir anlamı yok. sistem bastırma ve sindirtme sistemi mi oldu.
*ak parti sosyal bir hareketin sonucu olarak iktidara geldi, yükseldi, ve dün olanlar kibrin, ben kavramının ve diğerlerini ötekileştirmenin bir delili oldu.
-siyaset bu kadar insanın yaralanması, sinirlenmesi, nefret beslemesi, kutuplaşması taraf olması için yeterli bir gerekçe mi?
-milletimizin içinde de ne yazık ki farkında olmadan yada farkında olarak, gaflelet ve hatta hıyanet içinde olanların varlığı bu tür olayların çözümünde çok büyük engeller teşkil etmektedir.
adamın biri soruyor ne zamana kadar suscağız? ne zamana kadar?
- susmak demek bugün kızılayda, taksimde, istiklalde, tunalıda vb. olmak değil. konuşmak ve sahip çıkmak demekte bugün dışarda olmak, taş atmak, çöp yakmak, değil.
bugün yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım. çözüm nedir senin bir fikrin var mı derseniz, öncelikli çözümün herkesin işini en iyi şekilde yapmasını
bugün dışarda slogan atanların çöplerini yere atmamaktan başlayarak kendilerini çevrelerini ve herşeyi daha güzel yapmak için çaba göstermelerini
bugün dışarıda olmayanların neden dışarda olmadıklarını şahıs olarak nasıl bir vatandaş olunmalı bunu düşünmelerini
15 yaşından itibaren herkesin bir hayal kurup bu hayali odalarının baş köşelerine asmalarını bu hayalde nasıl bir gelecek düşleyip nasıl bir ülkede yaşamak istediklerini yazmalarını ve tez elden bunun için çalışmalarını
hükümetin (kim gelirse gelsin, sonuçta bugün o, yarın sen) yüzde kaç oy alırsa alsın diğerinin de sözünü dinlemesini
polisin ben napıyorum lan diye kendine sormasını
rant için birşeyler yapanların bunu uzun uzadıya düşünüp kefenin cebinin olmadığını anlamasını
bazı dürzülerin de ortamı karıştırmak için sosyal medyada asılsız fotoğraflar, paylaşımlar yapmamasını yapsalar bile ulan kardeşim dediğim insanın biraz araştırıp körü körüne inanmamasını
..
..
..
diye uzayıp giden bir dilek listem var.
vel hasıl kelam;
“bir gemi dolusu katil olsa da, içlerinde bir masum olsa o gemiyi batıramazsın."
"kıyametin koptuğunu görseniz de elinizde fidan olsa onu dikin" hadis-i şerif.
"yurtta sulh, cihanda sulh" m. kemal atatürk / 20 nisan 1931
"vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır" m. kemal atatürk
anlayacağın sinirliyim, öfkeliyim, ancak yapılması gereken hakkında düşünmek gerekli, galeyana gelmemek, cengaverlik yapmamak gerek.

