Veda zamanı geldiğinde insan buruklaşır, çoğu zaman kabul etmek istemediği bir gerçekle karşılaşır.
Ey doğduğum ev, "teşekkürler" sana en çok yakışır.
Ilk defa altıma işediğim, ilk defa başımı vurduğum, duvarını çizdiğim, kapısını tekmeledigim ve yıllarca küçücük odasında tavanına yapıştırdıgim yıldızlara bakarak kocaman hayaller kurduğum ev.
Bizi koruduğun ve bir yuva olduğun için teşekkürler. Balkonunda sefa suremedik, her yerini güzel güzel yaptiramadik, belki sana cok iyi bakamadik ama sen bize cok iyi baktın.
İlk evimiz, yuvamız seni ve salonda babanem dayansın ve beni uyutsun diye alakasiz bir yere koyulmus kalorifer petegini hic hic unyacagim. En büyük kavgaları, üzüntüleri heyecanları senin duvarların arasında yaşadık.
Teşekkürler, Allahaısmarladık..
7 Nisan 2020 Salı
24 Mart 2020 Salı
Covid-19 Zamanları
Aralık 2019 da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip corona virüsü şuan ciddi bir şekilde tüm dünyayı etkiledi.
Bugün itibari ile test sonucu pozitif çıkan 400bin insan bulunuyor. Geçen ay bu rakam 80bin idi.
https://gisanddata.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6
Buradaki linkten güncel rakamlar takip edilebilir.
Italyada durum gerçekten çok kötü. Ben bugün paylaşılan bir video gördüm ve gözlerime inanamadım, yaşadığım ve yaşamayı sevdiğim şehir Milano'da meydanlar bomboş, bir insan bile yok, sadece güvenlik güçleri..
Özetle dünya zor bir dönemden geçiyor. "Yavaşla" denilmiş gibi herkes olağan akışlarına bir ara verdi ve evlerine çekildi. Fabrikalar, mağazalar dükkanlar kapatıldı. 65 yaş üzeri için sokağa çıkma yasakları yürülüğe girdi. Uzaktan eğitime, homeoffice çalışma sistemlerine geçildi. Yüz yıldır kurulu bir düzen birden ciddi bir dalga ile değişimin provasını yapmış oldu.
Ürdün/Amman'a gitmek için bilet almıştık. Gidebilecek miyiz bilmiyorum (Mayıs 2020 sonu) ancak umarım en kısa zamanda işler yoluna ve normale döner.
Bir çok işyeri evden çalışma sistemine geçse de bizde herhangi bir gelişme olmadı. Artık öğle arasında kumanya veriyorlar. Ve bir olaymış gibi "isteyenler yıllık izinlerini kullanabilirler" denildi. Gerçekten çok komik :) Ama işe yaradı! İnsanların neredeyse yarısı belki daha fazlası işe gelmiyor. Bu sayede benim gibi işe gelenler için de riskler bir nebze azalmış oluyor.
Daha uzun vadeli bir şeyler anlatacak olursam: Önümüzdeki beş yıl içerisinde Kanada'dan el sallıyor olabilirim, TAI de halen bu departmanda çalışıyor olabilirim veya işi bırakmış kuzu/koyun işine girmiş olabilirim. Bunların hepsi birbirinden çok uzak gibi görünsede merkezinde beni barındırıyor. Ve herkes bir şekilde yaşamın temposuna ayak uyduruyor. Gerçekten çok mutlu olmak ve yaptığın işi her gün sevmek gibi bir şey var mı bilmiyorum. Yoksa en tasavvufi açıdan konuyu değerlendirip Dünya denilen bu misafirhanede bir şekilde oyalanıp gidiyoruz işte mi demeliyim..
Bugün itibari ile test sonucu pozitif çıkan 400bin insan bulunuyor. Geçen ay bu rakam 80bin idi.
https://gisanddata.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6
Buradaki linkten güncel rakamlar takip edilebilir.
Italyada durum gerçekten çok kötü. Ben bugün paylaşılan bir video gördüm ve gözlerime inanamadım, yaşadığım ve yaşamayı sevdiğim şehir Milano'da meydanlar bomboş, bir insan bile yok, sadece güvenlik güçleri..
Özetle dünya zor bir dönemden geçiyor. "Yavaşla" denilmiş gibi herkes olağan akışlarına bir ara verdi ve evlerine çekildi. Fabrikalar, mağazalar dükkanlar kapatıldı. 65 yaş üzeri için sokağa çıkma yasakları yürülüğe girdi. Uzaktan eğitime, homeoffice çalışma sistemlerine geçildi. Yüz yıldır kurulu bir düzen birden ciddi bir dalga ile değişimin provasını yapmış oldu.
Ürdün/Amman'a gitmek için bilet almıştık. Gidebilecek miyiz bilmiyorum (Mayıs 2020 sonu) ancak umarım en kısa zamanda işler yoluna ve normale döner.
Bir çok işyeri evden çalışma sistemine geçse de bizde herhangi bir gelişme olmadı. Artık öğle arasında kumanya veriyorlar. Ve bir olaymış gibi "isteyenler yıllık izinlerini kullanabilirler" denildi. Gerçekten çok komik :) Ama işe yaradı! İnsanların neredeyse yarısı belki daha fazlası işe gelmiyor. Bu sayede benim gibi işe gelenler için de riskler bir nebze azalmış oluyor.
Daha uzun vadeli bir şeyler anlatacak olursam: Önümüzdeki beş yıl içerisinde Kanada'dan el sallıyor olabilirim, TAI de halen bu departmanda çalışıyor olabilirim veya işi bırakmış kuzu/koyun işine girmiş olabilirim. Bunların hepsi birbirinden çok uzak gibi görünsede merkezinde beni barındırıyor. Ve herkes bir şekilde yaşamın temposuna ayak uyduruyor. Gerçekten çok mutlu olmak ve yaptığın işi her gün sevmek gibi bir şey var mı bilmiyorum. Yoksa en tasavvufi açıdan konuyu değerlendirip Dünya denilen bu misafirhanede bir şekilde oyalanıp gidiyoruz işte mi demeliyim..
17 Şubat 2020 Pazartesi
27inci isim gününden bir hafta sonra
Artık genç sayılmıyor ve interrail bileti alamıyorum. Birçok indirimden faydalanamiyor ve orta yaş yolculuğunun ilk adımını atmış bulunuyorum. Tabi bunlar devletlere göre. Gençlik tanımı göreceli be.
Balıklarım akvaryumun ısıtıcı arızası sebebi ile vefat ettiler, yeni bir akvaryum aldım 30x30x30cm boyutlarında küp bir akvaryum. Eski evimizin arka sokaklarinda eskiden akvaryum yaptırdığım yaşlı amcadan aldım, 30tl, ileride bunu hatırlamak için yazıyorum.
Bir yılı aşkın süredir çalışıyorum kalite departmanında çalıştığım için adım kaliteciye çıkmış durumda lakin bu etiketten olabildigince çabuk kurtulmak niyetinde/istegindeyim. Hatta bugün yeni bir iç ilan açılmış ve IHA pilotu araniyormus. Kim bilir belki bir sene sonra IHA pilotu olmanin puf puf noktalarini anlatirim, belki yurtdışında doktora yapiyor olurum, belki inek sağıyor belki de ölmüş olurum. Kim bilir..
Masamda bir zeytin ağacı var, güzel kokar, güzel bakar, güzel düşünür ve güzel düşünen hayatından lezzet alacağından ötürü olsa gerek bu zeytin ağacı keyifli görünür.
Kariyer, nefes, vicdan, hedef, akademi, beklentiler, hayaller ve imkanlar cercevesinde verdiğin kararların çok önemli olduğu bir yaş oldugunu düşünüyorum, çünkü ne kadar doğru olmasada bir etiket olayı var. Yaptığın ve yapmadığın şeyler üzerine yapışıyor. Seçimlerini de ona göre yapman ve dikkatli olman gerekiyor.
Balıklarım akvaryumun ısıtıcı arızası sebebi ile vefat ettiler, yeni bir akvaryum aldım 30x30x30cm boyutlarında küp bir akvaryum. Eski evimizin arka sokaklarinda eskiden akvaryum yaptırdığım yaşlı amcadan aldım, 30tl, ileride bunu hatırlamak için yazıyorum.
Bir yılı aşkın süredir çalışıyorum kalite departmanında çalıştığım için adım kaliteciye çıkmış durumda lakin bu etiketten olabildigince çabuk kurtulmak niyetinde/istegindeyim. Hatta bugün yeni bir iç ilan açılmış ve IHA pilotu araniyormus. Kim bilir belki bir sene sonra IHA pilotu olmanin puf puf noktalarini anlatirim, belki yurtdışında doktora yapiyor olurum, belki inek sağıyor belki de ölmüş olurum. Kim bilir..
Masamda bir zeytin ağacı var, güzel kokar, güzel bakar, güzel düşünür ve güzel düşünen hayatından lezzet alacağından ötürü olsa gerek bu zeytin ağacı keyifli görünür.
Kariyer, nefes, vicdan, hedef, akademi, beklentiler, hayaller ve imkanlar cercevesinde verdiğin kararların çok önemli olduğu bir yaş oldugunu düşünüyorum, çünkü ne kadar doğru olmasada bir etiket olayı var. Yaptığın ve yapmadığın şeyler üzerine yapışıyor. Seçimlerini de ona göre yapman ve dikkatli olman gerekiyor.
- Işte öyle. Ha bir de güzel bir ispanyolca şarkı mevcut: Cuando Voy Porl Calle
Son sözler: bir bela sarmış başını insanların, toprakların ve tarihin. Buna da şükür diyoruz ancak zor oluyor yerle bir olmuşken adalet.
Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir.
Temele taş bulmak gecikebilir.
Devlete baş bulmak gecikebilir.
Adalet gecikmez tez verilmeli.
Temele taş bulmak gecikebilir.
Devlete baş bulmak gecikebilir.
Adalet gecikmez tez verilmeli.
31 Aralık 2019 Salı
Zam Zaman Zamazingo
Düşüncelerim kendini tekrar ediyor. Aynı tasfir hiç değişmiyor. Ve mavi nokta güneş etrafında bir tur daha dönüyor.
Biraz uzaklaşınca bile görünmeyen mavi noktanın içinde elbette görünmeyen bizler, bir iz bırakma peşinde savrulup gidiyoruz. Bu blog benim en devamlı izim olabilir. Hangi defterin hangi sayfasına neler karaladığımı bile hatırlamıyorum. Ki defterler çoktan geri dönüşüp restoranların masaları üzerindeki kalitesiz pecetelere dönüştüler bile.
Ayşem nasıl da hızlı büyüyor, gülüşlerini ve ağlayışlarını kaçırdığım için üzüntü hissediyorum. Ailem büyüyor ancak ailem, ben ve arkadaşlarım yaşlanıyor, değişiyoruz. Oradan huysuz bir adamın "ee ne olmasını bekliyordun? böyle oldu, böyle olur" dediğini duyuyorum.
Huysuz bir adam için yeni yılın pek bir afililiği yoktur, o bilir ki bizler küçük telaşlarımızda boğuluruz. Bu telaşlar bizi bize düşüren, bizi bizden ayıran, bizi kör eden telaşlar.
Devamı gelecek..
Biraz uzaklaşınca bile görünmeyen mavi noktanın içinde elbette görünmeyen bizler, bir iz bırakma peşinde savrulup gidiyoruz. Bu blog benim en devamlı izim olabilir. Hangi defterin hangi sayfasına neler karaladığımı bile hatırlamıyorum. Ki defterler çoktan geri dönüşüp restoranların masaları üzerindeki kalitesiz pecetelere dönüştüler bile.
Ayşem nasıl da hızlı büyüyor, gülüşlerini ve ağlayışlarını kaçırdığım için üzüntü hissediyorum. Ailem büyüyor ancak ailem, ben ve arkadaşlarım yaşlanıyor, değişiyoruz. Oradan huysuz bir adamın "ee ne olmasını bekliyordun? böyle oldu, böyle olur" dediğini duyuyorum.
Huysuz bir adam için yeni yılın pek bir afililiği yoktur, o bilir ki bizler küçük telaşlarımızda boğuluruz. Bu telaşlar bizi bize düşüren, bizi bizden ayıran, bizi kör eden telaşlar.
Devamı gelecek..
5 Kasım 2019 Salı
Bir gün ölünce
Bir gün ölünce yaşanılmış ve yaşanılacak olanlar unutulacak. Çok acı gerçeklerle yüzleşmeyi sağlıyor ölüm gerçeği insanda. Ne her an hatırlayabiliyorum - ki o zaman çok farklı bir şekilde yaşardım. Ne de unutabiliyorum.
Şu an ölmüş olsan etrafındaki her şey yaşamaya bir şekilde devam ederdi. Yatağımda uzanıp ölmüş olduğumu düşündüm. Babam televizyon izliyor, annem çay demliyor, ablam Ayşem ile oynuyor. Beni seven tanıyan herkes bir şekilde hayatlarına devam ediyor.
Zaman zaman durup düşünüyorlar, benim iyi ve kötü huylarım akıllarına geliyor. Beraber geçirdiğimiz zamanlar akıllarına geliyor. Ders çıkarıyorlar, üzülüyorlar, vay anasını diyorlar. Yaşamaya devam ediyorlar.
En çok eşyalarıma ne olur diye merak ediyorum. Bir gün ölünce evleneceğim kadına yazdığım ilk mektubu kim okumuş olacak, odamdaki eşyaları bozmaya kim cesaret edebilecek? Mail kutumda birikecek milyonlarca mail'in farkına google varacak mı? Sahiden google'ın ölen insanların hesaplarını anlayabildiği bir algoritması var mı?
Birden kağıdı ters çeviriyorum. Bu sefer kendimiz değil bir başkası ölüyor, çoğunlukla daha yaşlılar. Bir kaç ay üzüldükten sonra ardında bıraktıklarının nasıl paylaşacağını düşünen bir kalabalık.
Kafamdan bu düşüncelerin geçmesi mi daha mekruh yoksa bunları buraya yazmam mı bilemiyorum. En kötü gerçeklerle yüzleşmek psikolojimi artık daha kötü etkiliyor. Çünkü en kötü gerçekler daha bir gerçek geliyor bana.
Yeni bir kağıt alıyorum. Uğrunda öleceğimiz ve hatta "kurban olurum sana" diyecek kadar sevdiklerimiz var. Onlar iyi ki varlar, sevenler iyi ki varlar, sevgi iyi ki var.
Uzunca bir süre burada Tolstoy'un "İnsan ne ile yaşar?" ı hakkında göndermeler yapmıştım. Ben yine aynı sonuca çıkıyorum. İnsan sevgi ile yaşar. Hulasa buradaki esaslı kelimenin sevgi değil yaşar olduğunu düşünelim. İnsan bir şekilde yaşıyor, belki de elimizde olan tek şey bu, tek değiştirilemeyecek seçenek. Zamanın akışını istesek de durduramıyoruz, bir şekilde geçiyor. Hepiniz bu cümleyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve 7ye kadar sayın. Bu 7 saniyenin geçmesini hiçbir şekilde engelleyemeyeceksiniz.
Velhasıl bu 7 saniyede kendime bakıyorum. Yaptığım hatalara bakmadığım sürece yaşayacağım diğer 7 saniyelerde karşılaşacağım sıkıntıların boyutunun büyüyeceğini düşünüyorum. İnsanın kendine bakması gerektiğini söylemesi ile kendini değiştirmeye başlaması çok farklı şeyler. Değişim 7 saniyede gerçekleşemeyecek bir şey. Burada şanslı olduğumuz bir konuya değinmek istiyorum.
Ne yaparsak yapalım önümüzdeki 7 saniyeleri durduramayacağız. Öyleyse kendine dönüp bak. Sevdiklerine sarıl.
Şu an ölmüş olsan etrafındaki her şey yaşamaya bir şekilde devam ederdi. Yatağımda uzanıp ölmüş olduğumu düşündüm. Babam televizyon izliyor, annem çay demliyor, ablam Ayşem ile oynuyor. Beni seven tanıyan herkes bir şekilde hayatlarına devam ediyor.
Zaman zaman durup düşünüyorlar, benim iyi ve kötü huylarım akıllarına geliyor. Beraber geçirdiğimiz zamanlar akıllarına geliyor. Ders çıkarıyorlar, üzülüyorlar, vay anasını diyorlar. Yaşamaya devam ediyorlar.
En çok eşyalarıma ne olur diye merak ediyorum. Bir gün ölünce evleneceğim kadına yazdığım ilk mektubu kim okumuş olacak, odamdaki eşyaları bozmaya kim cesaret edebilecek? Mail kutumda birikecek milyonlarca mail'in farkına google varacak mı? Sahiden google'ın ölen insanların hesaplarını anlayabildiği bir algoritması var mı?
Birden kağıdı ters çeviriyorum. Bu sefer kendimiz değil bir başkası ölüyor, çoğunlukla daha yaşlılar. Bir kaç ay üzüldükten sonra ardında bıraktıklarının nasıl paylaşacağını düşünen bir kalabalık.
Kafamdan bu düşüncelerin geçmesi mi daha mekruh yoksa bunları buraya yazmam mı bilemiyorum. En kötü gerçeklerle yüzleşmek psikolojimi artık daha kötü etkiliyor. Çünkü en kötü gerçekler daha bir gerçek geliyor bana.
Yeni bir kağıt alıyorum. Uğrunda öleceğimiz ve hatta "kurban olurum sana" diyecek kadar sevdiklerimiz var. Onlar iyi ki varlar, sevenler iyi ki varlar, sevgi iyi ki var.
Uzunca bir süre burada Tolstoy'un "İnsan ne ile yaşar?" ı hakkında göndermeler yapmıştım. Ben yine aynı sonuca çıkıyorum. İnsan sevgi ile yaşar. Hulasa buradaki esaslı kelimenin sevgi değil yaşar olduğunu düşünelim. İnsan bir şekilde yaşıyor, belki de elimizde olan tek şey bu, tek değiştirilemeyecek seçenek. Zamanın akışını istesek de durduramıyoruz, bir şekilde geçiyor. Hepiniz bu cümleyi okuduktan sonra gözlerinizi kapatın ve 7ye kadar sayın. Bu 7 saniyenin geçmesini hiçbir şekilde engelleyemeyeceksiniz.
Velhasıl bu 7 saniyede kendime bakıyorum. Yaptığım hatalara bakmadığım sürece yaşayacağım diğer 7 saniyelerde karşılaşacağım sıkıntıların boyutunun büyüyeceğini düşünüyorum. İnsanın kendine bakması gerektiğini söylemesi ile kendini değiştirmeye başlaması çok farklı şeyler. Değişim 7 saniyede gerçekleşemeyecek bir şey. Burada şanslı olduğumuz bir konuya değinmek istiyorum.
Ne yaparsak yapalım önümüzdeki 7 saniyeleri durduramayacağız. Öyleyse kendine dönüp bak. Sevdiklerine sarıl.
10 Şubat 2019 Pazar
Yirmi Altıncı İsim Günümde
Ne derler bilirsiniz "dont breake the chain". Lakin hafiften zinciri çatlattık be. 8 senelik rutini bozdum ve aynı gün yazamadım. Neyse ki 1 günden bir şey olmaz.
İlk çeyreği de geride bıraktık. Gözümüz yükseklerde, aklımız havada uzunca sayılabilecek bir süre. Hani yirmilere adım atınca gülerek ve tam mizahla "yaşlandık be" deriz ya, şimdi benim yaşımda harbiden bunu hissediyorsunuz. Enerjiniz düşüyor falan değil. Mutsuzluk gibi bir şey de değil bu, ancak böyle bir durgunluk yere basmak falan. Seneler boyunca tüm fotoğraflarımda gökyüzüne bakardım, halen bu değişmedi ancak "garip mi durur" diye bir saniye düşünülen yaşa geldim işte.
Sarı bir kamyon buldum, biraz yıpranmış. Kasası oldukça sağlam. Tekerine ip dolanmıştı ipi çıkardım çek-bırak hali de çalışıyor. Ve bu kamyonu çok sevdim, sarı olan her şey ayrı bir güzel geliyor artık.
İtalya'dan geldim geleli geçen zaman pek bir soyut geliyor. Çok hızlı geliyor. Motosiklet alacağım lakin piyasanın durumunu görmeyi bekliyorum. Bu yaz tın tın gezmeyi düşünüyorum. Zaten vın vın gezmek bana ters.
Ne demiştik motosiklet ile A noktasından B noktasına giderken içinde bulunduğun C noktasının da tadına bakarsın, keyfini yaşarsın. Ben de 0 noktasından öleceğim vakit olan noktaya doğru istesem de durduramayacağım zaman çizgisinde ilerliyorum. İçinde bulunduğum 26 yaş (C noktası) bana neler gösterecek bakacağız. Aslında bakıyoruz, şuan bu yazıyı okuyorsan senin C noktan bu an. Ânı yaşa söylemine dönüp dolaşıp çıkıyoruz. Ama yaşadığımız anlar gelecek planlamasından tamamen soyutlanmış bir şekilde olursa sıkıntı.
Bende bazı değişimler oluyor, eksisine göre daha net bir insanım, daha kısa ve öz bir şekilde kendimi ifade ediyorum. Belki derin ve anlamlı cümleler kurmanın dışarıya çok bir şey ifade etmediğini düşündüğümden veya buna üşendiğimden olabilir. Evet üşenmek denilince aklıma bu blog sayfası gelir. Ayda-yılda bir yazma deyişinin ilk kısmı olan ayda yazmayı bırakıp yılda bir yazar oldum. Gerçi ben hep amatör bir yazar oldum. Belki bir gün Ay'a gider orada yazar olurum. Ayda çok yazarım.
Sarı kamyon yorgun, sarı kamyon yıpranmış. Herkes hayatta farklı yükler taşıyor. Farklı şekilde test ediliyor, Allah herkese zorluklar karşısında dayanma gücü versin.
________
Şimdi tamda yirmi altı yaşım, ve henüz bitmedi benim savaşım
Akvaryumum yarım dolu, eksilirken arkadaşım
Sıcak güneş, güzel bulut, semâlardır can yoldaşım
Kıymetlidir C noktası, hayal kurun ve çalışın
________
İlk çeyreği de geride bıraktık. Gözümüz yükseklerde, aklımız havada uzunca sayılabilecek bir süre. Hani yirmilere adım atınca gülerek ve tam mizahla "yaşlandık be" deriz ya, şimdi benim yaşımda harbiden bunu hissediyorsunuz. Enerjiniz düşüyor falan değil. Mutsuzluk gibi bir şey de değil bu, ancak böyle bir durgunluk yere basmak falan. Seneler boyunca tüm fotoğraflarımda gökyüzüne bakardım, halen bu değişmedi ancak "garip mi durur" diye bir saniye düşünülen yaşa geldim işte.
Sarı bir kamyon buldum, biraz yıpranmış. Kasası oldukça sağlam. Tekerine ip dolanmıştı ipi çıkardım çek-bırak hali de çalışıyor. Ve bu kamyonu çok sevdim, sarı olan her şey ayrı bir güzel geliyor artık.
İtalya'dan geldim geleli geçen zaman pek bir soyut geliyor. Çok hızlı geliyor. Motosiklet alacağım lakin piyasanın durumunu görmeyi bekliyorum. Bu yaz tın tın gezmeyi düşünüyorum. Zaten vın vın gezmek bana ters.
Ne demiştik motosiklet ile A noktasından B noktasına giderken içinde bulunduğun C noktasının da tadına bakarsın, keyfini yaşarsın. Ben de 0 noktasından öleceğim vakit olan noktaya doğru istesem de durduramayacağım zaman çizgisinde ilerliyorum. İçinde bulunduğum 26 yaş (C noktası) bana neler gösterecek bakacağız. Aslında bakıyoruz, şuan bu yazıyı okuyorsan senin C noktan bu an. Ânı yaşa söylemine dönüp dolaşıp çıkıyoruz. Ama yaşadığımız anlar gelecek planlamasından tamamen soyutlanmış bir şekilde olursa sıkıntı.
Bende bazı değişimler oluyor, eksisine göre daha net bir insanım, daha kısa ve öz bir şekilde kendimi ifade ediyorum. Belki derin ve anlamlı cümleler kurmanın dışarıya çok bir şey ifade etmediğini düşündüğümden veya buna üşendiğimden olabilir. Evet üşenmek denilince aklıma bu blog sayfası gelir. Ayda-yılda bir yazma deyişinin ilk kısmı olan ayda yazmayı bırakıp yılda bir yazar oldum. Gerçi ben hep amatör bir yazar oldum. Belki bir gün Ay'a gider orada yazar olurum. Ayda çok yazarım.
Sarı kamyon yorgun, sarı kamyon yıpranmış. Herkes hayatta farklı yükler taşıyor. Farklı şekilde test ediliyor, Allah herkese zorluklar karşısında dayanma gücü versin.
________
Şimdi tamda yirmi altı yaşım, ve henüz bitmedi benim savaşım
Akvaryumum yarım dolu, eksilirken arkadaşım
Sıcak güneş, güzel bulut, semâlardır can yoldaşım
Kıymetlidir C noktası, hayal kurun ve çalışın
________
3 Ekim 2018 Çarşamba
Beklemeyi Öğrenmek
Ne kadar sabırsızdın bir zamanlar hatırlar mısın? Tez canlılığının da katkısı var elbet, lakin çok mu zordur beklemeyi öğrenmek?
Bazı şeyler zaman ile olgunlaşır, zaman gereklidir, zaman geçer, zaman biriktirilemez.
Bazıları bekler sevdiğini taze ölüyü mezarın beklediğinden daha çok, bazılarıysa çocukken bahçeye diktikleri kiraz ağacının büyümesini bekler. Beklemek sahi bu kadar kötü müdür? Beklemek sevilemez mi? Beklemek öğrenilemez mi?
Beklemek de güzeldir, ilk baharda açan kiraz çiçeklerini seyretmek gibi, her yıl gövdende bir halka daha çizer gibi, yelkenlini uzaklara götürecek o rüzgar sana doğru eser gibi.
Zamanla beklemeyi öğrendim, eğer bir projeye başlıyorsam hemen bitmeyeceğini, yavaş yavaş olgunlaşacağını öğrendim, en iyi öyle sonuç alındığını öğrendim. Bir fikre tutunduğunuz olur mu hiç? Çocukken kurduğunuz hayaller? Beklemek.
-Oğlum yaz gelsin tatile gideceğiz.
Tatili beklemeyi öğrendim, dört gözle, belki o tatile hiç gidemesekte.
Beklemeyi bilemediğim şeylerin çok çabuk elimden uçup gittiğini öğrendim. Bir gün mezun olacağını bilirsin, bir gün bazı şeylerin de olacağını bilirsin, örneğin bir yerlerde deprem olacağını, arabanın yağının değişmesi gerektiğini, evin tozlanacağını, su vermezsen kiraz ağacının yapraklarını bükeceğini. Bilirsin.
Bir şeyi bilmek ile beklemek arasında şöyle bir fark görüyorum. Eğer bir şeyi beklersen o şeyi gözlersin, gözlersen umursar ve hayal kurarsın, hayal kurarsan aksiyon alırsın, beklemeyi seversin, bir gözün der orada olur, bir kulağın beklediğini duyar. Seversin.
Ha tabi dolar 7.5tl olur diye bekleyip 7 liradan dolar alırsan 6 liraya düşer orası başka mevzu.
Beklemek de güzeldir. Bir başka bahar için yaprak dökmek gibi, bir akarsuyu seyretmek gibi. Sevince beklemek sarı bir menekşeyi koklamak gibi.
Bazı şeyler zaman ile olgunlaşır, zaman gereklidir, zaman geçer, zaman biriktirilemez.
Bazıları bekler sevdiğini taze ölüyü mezarın beklediğinden daha çok, bazılarıysa çocukken bahçeye diktikleri kiraz ağacının büyümesini bekler. Beklemek sahi bu kadar kötü müdür? Beklemek sevilemez mi? Beklemek öğrenilemez mi?
Beklemek de güzeldir, ilk baharda açan kiraz çiçeklerini seyretmek gibi, her yıl gövdende bir halka daha çizer gibi, yelkenlini uzaklara götürecek o rüzgar sana doğru eser gibi.
Zamanla beklemeyi öğrendim, eğer bir projeye başlıyorsam hemen bitmeyeceğini, yavaş yavaş olgunlaşacağını öğrendim, en iyi öyle sonuç alındığını öğrendim. Bir fikre tutunduğunuz olur mu hiç? Çocukken kurduğunuz hayaller? Beklemek.
-Oğlum yaz gelsin tatile gideceğiz.
Tatili beklemeyi öğrendim, dört gözle, belki o tatile hiç gidemesekte.
Beklemeyi bilemediğim şeylerin çok çabuk elimden uçup gittiğini öğrendim. Bir gün mezun olacağını bilirsin, bir gün bazı şeylerin de olacağını bilirsin, örneğin bir yerlerde deprem olacağını, arabanın yağının değişmesi gerektiğini, evin tozlanacağını, su vermezsen kiraz ağacının yapraklarını bükeceğini. Bilirsin.
Bir şeyi bilmek ile beklemek arasında şöyle bir fark görüyorum. Eğer bir şeyi beklersen o şeyi gözlersin, gözlersen umursar ve hayal kurarsın, hayal kurarsan aksiyon alırsın, beklemeyi seversin, bir gözün der orada olur, bir kulağın beklediğini duyar. Seversin.
Ha tabi dolar 7.5tl olur diye bekleyip 7 liradan dolar alırsan 6 liraya düşer orası başka mevzu.
Beklemek de güzeldir. Bir başka bahar için yaprak dökmek gibi, bir akarsuyu seyretmek gibi. Sevince beklemek sarı bir menekşeyi koklamak gibi.
