15 Ocak 2021 Cuma

Yeni bir yıl

 Yeni bir yılı yaşamaya koyulduk, takvim yaprakları ardı ardına düştü yere ve kurtulamadık halen maskelerden, koronavirüsten. Bir ayı aşkın süredir sokağa çıkma kısıtlamaları devam ediyor. Hafta sonları sadece yürüyerek markete gidebiliyoruz. Hafta içleri ise akşam 9dan sonrası yasak. Kafelerde oturmalar, dışarıda yemek yemeler muhabbetler buluşmalar bir çok şey artık kısıtlı. İnsanlık her zaman bir şekilde mücadelesine devam ediyor.

Hayal kurmak ne güzel bir şey! Hayallerimin en güzel kısımlarından biri haftaya gerçek oluyor. Evleniyorum!. Evet evlilik fobim ve daha ilkokula giderken bile insanların bir gün evleneceğimi söylediklerinde onlara attığım kızgın bakışlar, rahatsızlık duyuşum aklıma geliyor. Her ne kadar da geçmişimle çok barışık olsam ve o zamanki benin arkasında dursam da, şimdi bakıyorum da demek ki tüm 27 yılımın fobisi bu günlerin mutluluğunu yaşamak içinmiş. 

Evlilik sürecinde çok ilginç şeyler yaşanıyor, insanın fikirleri değişiyor, daha ılımlı daha orta yolcu oluyor. Hele eve eşyalar alma kısmı en zevkli kısmı. Çok şükür bu konuda şanslıydık, hem istediğimiz evde oturabildik hem de istediğimiz her eşyayı alabildik. Bir çok duvarın içerisine istediğin eşyaları koyup onları bir şekilde düzenleyip ve sonunda orayı "yuva" haline getiriyor olmak çok eğlenceli bir süreç. 

Kendi çapımda bir minimalizm tutturmuştum kafamda, gerçi bu hep vardı. Hani herkesin kafasında olmak istediği kişi, yapmak istediği şeyler durur ama aslında o olamaz, onu o şekilde yapamaz veya öyle yaşayamaz. Nihayetinde bu da bir seçimdir. İşte ben de öyle baya baya minimal bir şekilde bu süreci geçireceğimi düşünürdüm. Ama öyle olmadı, trendlere mi kapıldık, çevremizden mi etkilendik, birbirimizi mi etkiledik bilmiyorum. Esasında karşıdakini mutlu etme çabası veya imkanlarımızın el vermesinden kaynaklı bir yoldan kaçış olabilir. Bazen de insan yolda öğreniyor aslında ne istediğini. Örneğin: koyu renkli buzdolabını beğeniyorken aslında aradaki fiyat farkına değmeyeceğini anlıyorsun. 

O değil de ne dertlerim varmış. Evcilik gibi yazılar mı yazacaktım! Ne yapayım şimdiki gündemim bu. 

Bu hayatım için çok önemli bir dönüm noktası, çok güzel bir karar ve hayırlı olmasını istediğim bir duadır. Artık iki kişilik yaşamak, iki kişi bir olmak ve hayat yolculuğunda arkadaşlık etmek demektir. On yıldır buraya yazıyorum, bilinçli hayatımın yarıdan fazlası ediyor. Zamanın hızına yetişemiyorum, ve dünya dört buçuk milyar yıldır dönüyor. 

26 Haziran 2020 Cuma

Zaman Susar

Zaman uçar demiştik, zaman her şey gibi tek bir özellik ile belirtilemeyecek durumdadır. Zaman bazen de susar, bekler.

Bir ceviz bahçesinden meyve alabilmek için 7 yıl beklemek gerekir, en iyi verime ise 10. yıldan itibaren ulaşılabilir.

Bir ceviz bahcesinden iyi bir verim alabilmek için altyapısının düzgün olması toprağının ona uygun olması gerekir. Yıllar sonra uzayacak kökler için öncesinde hazırlık yapmak gerekir, bu hazırlıklar yapılmaz ise yıllar sonra ne kadar emek verilirse verilsin diğer bahçeler kadar verim alınamaz.

Hayat da böyledir, bir adım atmadan bir karar vermeden önce bazen beklemek gerekir, bu bekleme her zaman aciklanabilecek bir şey değildir. Zaten bir çoğumuz gerçek düşüncelerimizin çok azını başkalarına aktarabiliriz, her ne kadar uğraşsakta bu böyledir. Cümle muhendisleri dahi bu konuda sadece ortalamadan daha iyidirler.

Toparlamak gerekirse, ne yılların sürecek tecrübeyi birden edinebiliriz, ne ağaçları birden büyütebiliriz, ne de kilometre yapmadan motosiklet sürmeyi biliyorum diyebiliriz.

En kötüsü anlaşılmamak. Bazen yapacak bir şey yoktur, zaman susar ve beklemek gerekir.

5 Haziran 2020 Cuma

Seviniriz ve üzülürüz

İnsan bazen duygularını anlatamaz, kelimeler yavan gelir. Gözlerin gerçeği göremediği ve insanların kalbiyle gördüğü gibi bir şey işte.

Bir dolunay gecesinde yazıyorum cümlelerimi. Her yerde cemalini gösteren şahit olurken yaşadıklarımıza, hayatımdan bir kesit daha aktarıyorum buraya.


Aldığım en anlamlı hediye. Yazdıklarım toplanmış uç uca eklenmiş ve kitap olmuş. Neredeyse her kelimesi beni hayrete düşürüyor. Yazılanlar güzel olduğundan falan değil, yazılmış olmasının güzel olduğundan. Anılar ve anlar teker teker birikip yitip gitmeden bir yerlere işleniyor. 

Kitabın ön sözünü sizlerle paylaşayım:

"Bu kitap 2010 yılından bu yana Mister Zagoncu'ya eşlik eden pek kıymetli bir blog sayfasının kağıda dökümüdür. 
Acı tatlı tüm anılar hatırlanmaya değerdir çünkü bugünkü bizi onlara borçluyuzdur. Yaşama sevincini, hayallerini, üretkenliğini, o kabına sığmaz çocuğu hiç kaybetmemek için bir başucu kitabı. 
Kendisine bu güzel yazıları yazdığı için, kendi hayatlarımızdaki ortak duyguyu bulup çıkardığı için, saklanmış hayallere, hayal kırıklıklarına dokunduğu için, emeği için sonsuz teşekkür eder, yazılarını daha geniş kitlelerle paylaşmasını dileriz."

Hediyeye ne kadar sevindiğimi -gerçi sevinmek yaşadığım duygulardan sadece biriydi- anlatmaya pek niyetli değilim. Bazı şeyler anlatılmadığında daha kıymetli kalıyor. Bu anlamlı hediye ve anlamlı ön sözün temel noktalarından biri hakkında bahsetmek istiyorum: yol önemlidir gittiğimiz yer değil. Olduğumuz kişiyi kabul etmeliyiz, yaşadığımız şeyleri kabul etmeliyiz, ama bu bir duruşumuz bir fikrimiz olsun ve mutlak teslimiyet ile kaderci bir yaklaşım sergileyelim diye değil. Kaderin olduğunu bilerek, geçmişin ve yaşadıklarının farkına vararak, şimdiyi kucaklamanın önemi ile ilgilidir.

Şimdi daha önce birinci seans olarak üzüldüğümüz şeyin ikinci seans üzüntüsünü yaşadık. Ben beynimi durduramıyorum. Birey olarak neleri farklı yapsam neler nasıl olurdu diye düzlerce senaryo kurarak işin içinden çıkmaya çalışıyor ve iyice yoruluyorum. En sonunda kabullenip "şuan böyle oldu TAMAM, şuan içinde bulunduğumuz durumda ne yapabiliriz, gelecek için nasıl bir adım atabiliriz?" diye düşünüyorum. 


Ben gerçekten basit bir insanım. Her şeye bir çözümüm yok. Üzüntümü, sevincimi, içtiğim bir bardak detarjanı bile etrafıma yansıtamayan biriyim. Bu koşullar altında kendi içimde yoğurulup kendi içimde boğuluyorum. 

Her şey için çok şükrediyorum. İstemeyi verenin bir bildiği vardır elbet.. 


Şimdi bu yazıyı yazarken Ayşem yanımda ne güzel bir şey. Ay ve Güneş gibi. 

5 Mayıs 2020 Salı

Okçu, ok ve yay

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır,
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil CİBRAN

Şair bu dünyadaki her şey gibi çocukların da "bizim" olmadığını hatırlatıyor. Onların kendi yolları olması gerektiğini, özgür yaşam alanlarına ihtiyaç duyacaklarını ve YOL'u kendileri bulup kendileri çizeceğini anlatıyor.

Sevgi vermek çok önemli, düşünce zaman içerisinde gelişebilir. Ama sevgi etrafına gelişen düşünceler papatyaların üzerinde uçuşan rengarenk kelebekler gibidirler. 

Lev Tolstoy bir kez daha doğru söylüyor. İnsan sevgi ile yaşıyor. 

Ruhlar, çocukların ruhları, henüz hayatın kirli tabuları ile çevrelenmemiş ve yıpranmamış.
Ve aileler, çocuklarını kendileri gibi yapmaya çalışan aileler! Onlar kendilerine baksın diye çocuğu doktor olsun isterler, kendileri olmadıkları şeyleri çocukları olsun isterler, bazen çocukları için olan bu istekler kendilerini o kadar kör eder ki çocuğun bir şey "isteyebilme ihtimalini" bile düşünmezler. Çünkü onlar her şeyin en iyisini bilirler.

Okçu sonsuzluk yolundaki hedefi görüyor. Okçu her şeyi biliyor.
Kendinize gelin, okçuya saygı gösterin. Bir yay olduğunuzun farkına varın.

-
Bir ramazan günü, korona dolayısı ile ilk önce 2 hafta çalışıp 2 hafta yıllık izne çıkarıldık. Şimdi 1 hafta çalışıp 1 hafta yıllık izne çıkarılıyoruz. Her şey çok enteresan, bir ayı aşkın süredir ne AVM ler var ne dışarıda yemek/içmek. Haftasonları dahi yok. 

Machine learning crash course'u yenibitirdim ama söylemek istediğim daha önemli bir şey var: oy korona korona çıktım dünya turuna..

16 Nisan 2020 Perşembe

Kuğular

Birden oluverir her şey, cümle mühendisi değil isen susman gerekir. Konuşmayı bilmiyor isen en azından dinlemeyi öğren.

Ve bunları yapamıyor isen ne yapman gerekir? Bazen tam olarak anlayamaz ve tam olarak anlatamazsın. En çok geçmişte yaşadıklarından korkarken, eskisi gibi olmamasından da korkarsın.

Kuğular şahit olur o anlara, adım adım ararsın, bulamamaktan korkarsın. Sonra bir bakarsın oradadır ona doğru koşarsın. İnanmak istediğin şeyi milyon defa tekrarlar, zamandan koparsın.

Bilmiyorsun neden böyle olduğunu, bilmiyorsun nasıl düzelteceğini, bilmiyorsun nasıl anlatacağını düşüncelerini.

En korktuğun şey bazen gerçek olur. Artık insanlar dinlemez birbirlerini, onların fikirleri vardır, onlar biliyordur senin zaten ne düşündüğünü, ne söylediğin, ne söyleyeceğini, neyi isteyip neyi istemediğini. Öyle olunca da sen varken yok olursun.

Ama ben inanıyorum, eskisi gibi olacak çünkü "öyle bişey demedi".

Hayatın gel-gitleri insana çok şey öğretiyor. Akışa kapıldığında göremediği şeyleri gösterip kıymet bildirtiyor.

Kuğular aynı yerde duruyor ve kim bilir nelere şahit oluyor.

7 Nisan 2020 Salı

Veda zamanı geldiğinde

Veda zamanı geldiğinde insan buruklaşır, çoğu zaman kabul etmek istemediği bir gerçekle karşılaşır.

Ey doğduğum ev, "teşekkürler" sana en çok yakışır.
Ilk defa altıma işediğim, ilk defa başımı vurduğum, duvarını çizdiğim, kapısını tekmeledigim ve yıllarca küçücük odasında tavanına yapıştırdıgim yıldızlara bakarak kocaman hayaller kurduğum ev.

Bizi koruduğun ve bir yuva olduğun için teşekkürler. Balkonunda sefa suremedik, her yerini güzel güzel yaptiramadik, belki sana cok iyi bakamadik ama sen bize cok iyi baktın.

İlk evimiz, yuvamız seni ve salonda babanem dayansın ve beni uyutsun diye alakasiz bir yere koyulmus kalorifer petegini hic hic unyacagim. En büyük kavgaları, üzüntüleri heyecanları senin duvarların arasında yaşadık.

Teşekkürler, Allahaısmarladık..

24 Mart 2020 Salı

Covid-19 Zamanları

Aralık 2019 da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip corona virüsü şuan ciddi bir şekilde tüm dünyayı etkiledi.

Bugün itibari ile test sonucu pozitif çıkan 400bin insan bulunuyor. Geçen ay bu rakam 80bin idi.

https://gisanddata.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6

Buradaki linkten güncel rakamlar takip edilebilir.

Italyada durum gerçekten çok kötü. Ben bugün paylaşılan bir video gördüm ve gözlerime inanamadım, yaşadığım ve yaşamayı sevdiğim şehir Milano'da meydanlar bomboş, bir insan bile yok, sadece güvenlik güçleri..

Özetle dünya zor bir dönemden geçiyor. "Yavaşla" denilmiş gibi herkes olağan akışlarına bir ara verdi ve evlerine çekildi. Fabrikalar, mağazalar dükkanlar kapatıldı. 65 yaş üzeri için sokağa çıkma yasakları yürülüğe girdi. Uzaktan eğitime, homeoffice çalışma sistemlerine geçildi. Yüz yıldır kurulu bir düzen birden ciddi bir dalga ile değişimin provasını yapmış oldu.

Ürdün/Amman'a gitmek için bilet almıştık. Gidebilecek miyiz bilmiyorum (Mayıs 2020 sonu) ancak umarım en kısa zamanda işler yoluna ve normale döner.

Bir çok işyeri evden çalışma sistemine geçse de bizde herhangi bir gelişme olmadı. Artık öğle arasında kumanya veriyorlar. Ve bir olaymış gibi "isteyenler yıllık izinlerini kullanabilirler" denildi. Gerçekten çok komik :) Ama işe yaradı! İnsanların neredeyse yarısı belki daha fazlası işe gelmiyor. Bu sayede benim gibi işe gelenler için de riskler bir nebze azalmış oluyor.

Daha uzun vadeli bir şeyler anlatacak olursam: Önümüzdeki beş yıl içerisinde Kanada'dan el sallıyor olabilirim, TAI de halen bu departmanda çalışıyor olabilirim veya işi bırakmış kuzu/koyun işine girmiş olabilirim. Bunların hepsi birbirinden çok uzak gibi görünsede merkezinde beni barındırıyor. Ve herkes bir şekilde yaşamın temposuna ayak uyduruyor. Gerçekten çok mutlu olmak ve yaptığın işi her gün sevmek gibi bir şey var mı bilmiyorum. Yoksa en tasavvufi açıdan konuyu değerlendirip Dünya denilen bu misafirhanede bir şekilde oyalanıp gidiyoruz işte mi demeliyim..