29 Mayıs 2015 Cuma

Bazen herşey biter yine başlar yeni baştan..

Gece çöktü yine, masamın üzerinde kirik bir biblo ve ben varız sadece..

Nazım şöyle betimliyor en güzel şiirlerinden birinde yalnızlığı:

Bir gece, bir limanda yalnız bir yelkenli 
Ve yıldızlar vardı

Bir gece, bir limanda
Bir yelkenli
Yapayalnızdı yıldızlarla

Böyle zamanlarda geçmiş geliyor aklıma, yaşadıklarım, pişmanlıklarım, kırgınlıklarım, sevinçlerim geliyor. En çok da üzdüğüm insanlar ve güldürdüğüm suratlar beliriyor hafıza gezintimde gözlerimin önüne..

Simdi olsa şöyle yapardım dediğim seçimleri düşünürken hiçbir zaman simdi olmayacağı geliyor aklıma.

Geçmişimin elinden tutup yüksek bir tepeye çıkıyorum; geleceği seyretmek için.. Çünkü geleceği düşünmek heyecan veriyor bana.

Biraz duygu doluyum, karma karışık yüzlerce duygu içinde dolaşıyorum bu gece. Dört yıldır içinde bulunduğum bir senedir de başkanlığını yaptığım Çankaya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği kulübüne ve orada edindiğim arkadaşlarıma veda -gibi bir şey- ettim bu aksam. Emek ve sevgi verilip dostluk alınan bir pazar yeriydi EMK, hayallerimdeki; hayal eden, geliştiren ve çokça üreten topluluğu ortaya koyamasam da bu yolda azda olsa ilerleme kat ettik..

Neyse gelelim o meseleye? Evet bugün son sınavımıza da girdik, mezun olduk gayri resmi olarak. Sadece bitirme projesiyle ilgili sunum vs. kaldı.. Babam ben üniversiteye baslarken "insanın hayatı ikiye ayrılır; üniversiteden sonra ve üniversiteden önce" demişti, simdi o ayrımın tam ortasında kendimin, ülkemin ve dünyanın geleceği için bir adım atmam bekleniyor. 

Daha sonra tüm bunları hatırlamak için yazıyorum ben. Yazdıklarımın içinde ufak bir parça da olsa kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum..

Kimsenin seni görmediğini bildiğin zamanlarda bile iyi bir insan olmayı başarmak dileğiyle..

Mr. Zagoncu

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Beyaz Bulut ve Güzel Güneş

Ben seni sevmek istedim..
Hemde hiç tanımadan. Ancak sen birini tanımadan sevmek istemenin ne olduğunu biliyor muydun?

Dün dağlarda dolaştım evde yoktun..
Kendini bilmez insanlardan kaçıp sana geldim, aslında sen değildi geldiğim; sadece bendeki sendin.

Beyaz bulutun peşinde bir korsan gemisi
Tayfasının hepsi Allahın delisi

Güneşin batmakta olduğu bir akşam üstü yol alıyorlar
Hedeflerinde beyaz bir bulut
Hava kararınca tüm bulutlar uykuya dalıyorlar

Huysuz bir adam taşıyor bu gemi
Pruvası öpüşüyor en hırçın dalgalarla
Sisler bulvarından izler taşıyor bu adam
Simsiyah bir pelerin
Ve gecenin tüm karanlığı omuzlarında

Güzel güneş doğar, beyaz bulut uyanır
Huysuz adamın kimliğini yalnız kaptan tanır
Kırk yaşı aşkın bu gemi, içinde ümit taşır

Ben seni sevmek istedim, sana şiirler yazmak değil seninle şiir gibi yaşamak istedim.

Zagoncu




20 Mayıs 2015 Çarşamba

Gündüz Yazısı

Genelde gündüz vakti yazmam yazılarımı, karanlıkla beraber gelir ve sıralanıverir kelimeler zihnimde. Ancak şuan alışılagelmişimin dışına çıkıp neredeyse sabah diyeceğimiz bir vakitte yazıyorum. Uzun zaman oldu, en son yirmi ikinci isim günümde paylaşmışım düşüncelerimi, o zamandan bu zamana neler mi geçti? Hayatımın en önemli dönemlerinden birini yaşadım, artık öğrenci değil 'mezun' olacak ve derslerle değil çalışmak, para kazanmak, kısıtlı vakitte uzaklaşma isteğini bastıracak hayaller kurup onları gerçekleştirmek için çabalamak ile uğraşacaktım. Bu düşünce bir türlü peşimi bırakmadı. On yüz bin baloncuk yutmadım belki ama o kadar alternatif gelecek hakkında düşündüm.

Yurt dışı yüksek lisans hayallerimi bir yıllığına kenara bırakmak zorunda kaldım, Odtü'de bir adet yüksek lisans dersini özel öğrenci olarak aldım ancak istediğim notla geçemeyeceğim sanırım.. İki defa aynı firmaya iş görüşmesine gittim, benim için muhteşem bir tecrübeydi. Arzu ettiğim ücreti vermeseler de (ki zaten henüz olumlu dönüş yapmadılar) piyasayı yavaştan anlamama yardımcı oldu bu görüşmeler..

10-13 Mayıs arası Italya - Roma'ya gittim, bu planıma en büyük katkı pegasustan bedava aldığım 1 uçak bileti ve yeşil pasaportumun olması oldu. Ne kadar düşük bütçeyle neler yaptığımı anlatsam şaşarsınız :) O kadar çok yürüdüm ki Roma'nın çok büyük bir şehir olmadığını yeterli enerjiniz varsa her yeri yürüyerek gezebileceğinizi söyleyebilirim. Ancak yalnız seyahat etmenin birtakım zorlukları var, uzun müze kuyruklarında beklemek neredeyse olanaksız (2-3 saat). Çünkü kimseyle konuşmadan o kadar süre güneşin altında beklemek delirmenize sebebiyet verebilir. Zaten ben o aşamayı geçtiğim için bana pek etki etmedi. Yeni insanlarla tanışma ve birileriyle konuşma isteğiniz yalnız seyahat ederken yükseleceği için medeni cesaretiniz oldukça artacaktır. Yanınızda kimse gelmiyorsa eğer "yol açık, yola çık" kimseyi beklemeyin.


15-17 Mayıs tarihlerinde ise Kastamonu-Azdavay'daydım. Motosiklet federasyonunda hakemlik yaptığımı zaten çoğunuz biliyorsunuz. Fırsat bu fırsat deyip, belki bir daha hiç yolumun düşmeyeceği yaylaları gördüm, muhteşem bir yer olan "Yanık Ali" konağında konakladım. Eko-turizm neymiş bir kez daha şahit oldum. Ülkemizin muhteşem güzellikleri ve oksijen dolu gökyüzü beni kendimden geçirdi..

Gelecekteki eşime mektuplar yazmaya başladım, henüz çok değil üç adet yazdım. Ona kendimden bahsettim, şuan ne düşündüğümden bahsettim, nerede olduğumdan ve onu tanımamama rağmen onun hakkındaki düşüncelerimden. Böyle şeyler yapan bir sürü insan var, gelecekteki çocuğuna her yaşı için doğum günü videosu çeken insanlar var, onlar bana ilham vermişlerdir kendilerine teşekkürü borç bilirim.

Ben de şiirler yazdım ancak hiçbiri Orhan Veli'ninkiler kadar güzel değil

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş 
Mavilerde sefer etmek! 
Bir sahilden çözülüp gitmek 
Düşünceler gibi başıboş. 
Açsam rüzgara yelkenimi; 
Dolaşsam ben de deniz deniz 
Ve bir sabah vakti, kimsesiz 
Bir limanda bulsam kendimi. 
Bir limanda, büyük ve beyaz... 
Mercan adalarda bir liman.. 
Beyaz bulutların ardından 
Gelse altın ışıklı bir yaz. 
Doldursa içimi orada 
Baygın kokusu iğdelerin. 
Bilmese tadını kederin 
Bu her alemden uzak ada. 
Konsa rüya dolu köşkümün 
Çiçekli dalına serçeler. 
Renklerle çözülse geceler, 
Nar bahçelerinde geçse gün. 
Her gün aheste mavnaların 
Görsem açıktan geçişini 
Ve her akşam dizilişini 
Ufukta mermer adaların. 
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, 
İller, göller, kıtalar aşmak. 
Ne hoş deniz deniz dolaşmak 
Düşünceler gibi başıboş. 
Versem kendimi bütün bütün 
Bir yelkenli olup engine; 
Kansam bir an güzelliğine 
Kuşlar gibi serseri ömrün.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Yirmi İkinci İsim Günümde

Her yıl daha az yazıyorum.. Gün be gün taşa dönüyor duygularım ve kalbimin etrafına duvarlar örmek için dolup taşıyor tuğlalarım.

Zaman geçiyor ve yirmi ikinci isim günüme geliyorum. Bir yıl önce ablamın isim günü hediyesi olan evliliğini anlatmıştım. Onların mutluluğu bu yıl da benim için büyük bir hediye..

Üniversite son sınıf öğrencisi olmak sandığımdan daha zor oldu. İlk dönem projeler, koşuşturmalar ve başkanlığına layık görüldüğüm Endüstri Mühendisliği Kulübü faaliyetleri ile uğraşırken geçip gitti.. Nerede çalışacağım, ne iş yapacağım, kısacası ne halt yiyeceğim belli değilken etrafımda bulunan güzel insanların desteği beni hayatın karamsar tarafından mutlu tarafına doğru çekiştirdi durdu.

Artık daha az hatırlıyorum geçmişi, detayları hemen hemen hiç hatırlayamıyorum. Bu beni oldukça üzüyor, eskiden (lise ve orta okul yıllarımda) her olayı en ince detayına kadar hatırlar, hafızamın kuvvetli olmasıyla övünürdüm. Keser dönüp, sap dönerken sanırım keserin sivri kısmı hafızamın bir kısmını da alıp götürüyor gün ve gün keser dönmeye devam ediyor.

Man Kamyon ve Otobüs A.Ş de staj yaparken bir Ergin abim vardı, onunla hep havadan sudan konuşurduk, yazılı olmayan hayat tecrübelerini laf arasında bana aktarırdı. Ve staj dediğin asıl bu derdi. Keser ne kadar dönse de kesip atamadığı bazı sözler halen aklımda. Ergin abi bir gün muhabbet kızlardan açılmışken "Bak, sen akıllı bi adama benziyosun, gençsin, gez - dolaş - eğlen - ye - iç ama yolun sonuna geldiğinde kimsenin ahını alma. Erkek adam geçmişe döndüğünde ' yaşadım, hayatımdan gelenler geçenler oldu ancak kimsenin ahını almadım' diyebilmeli" demişti.

Bu sözler söylendiğinde 2014 yılının ağustos ayıydı. Beni oldukça etkileyen bu sözleri unutamadım. Çevremdeki herkes ile olan ilişkimde buna dikkat ettim.

Yirmi ikinci isim günüme kadar bana güzel anlar yaşatan, kendi yaşadığı güzel anları da benimle paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

Hayatınıza her kim gelir misafir olur ve vakti geldiğinde yollarınız ayrılırsa onun 'ah' ını almamaya dikkat edin.

Not: Oldum olası haz etmedim şu mizah dergilerinden desem gerçekten yalan söylemiş olurum. İlk ve orta okul yıllarımda Laklak - Gırgır gibi seviyeli ancak sağlam temele oturan mizah dergilerini gücüm yettiğince alır arkadaşlarla güle güle okurduk. Lakin zaman geçti ve bizim aldığımız mizahi içerikli dergiler de tarih oldu.. Şuan piyasada dolaşan, tamamen olaylara tek bir açıdan bakarak, işine geleni yerip, işine gelmeyene en ufak bir gönderme yapma gereği duymayan, bel altından bir cm yukarı çıkmaya gayret göstermeyen dergilerden hiç haz etmiyorum. Lisede bu boşluğumu bir süre National Geographic okuyarak doldurmaya çalışsam da üniversitede Populer Science 'ın bazı sayıları harici dergi takip etmez olmuştum.

Notun notu: Geçtiğimiz aralık ayında 'Kafa' isminde bir dergi ile tanıştım. Edebi ancak asla sıkıcı olmayan içeriği ile kafa her ay başka yazarların konuk olduğu bana göre süper bir dergi.

Son söz:

Baharı yaz uğruna tükettik
Aşkı naz uğruna
Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna
Derken ömrü tükettik
Bir hiç uğruna
Sezai Karakoç

6 Aralık 2014 Cumartesi

Aynalar

Aynalar yansıtır bir'i diğerine. Değer verir insanlardan biri diğerine.

Uzunca zaman olmuş sözcüklerimi, düşlerimi, düşündüklerimi yansıtmayalı bu sayfada. Hayatlar başladı, hayatlar söndü, sevdalar yaşandı, aşıklar öldü. Bazılarımız sınavlar kazandı, bazılarımız tekrar denemek için kendi telaşına kapıldı.

Hep kendi telaşlarımız peşine düştük. Birbirlerimizi anlamak için çaba sarf etsek de çoğu zaman geçemedik üşengeçliğimizden bir başka pencereden hayatı seyretmeye.

İlk defa bir lisenin bahçesinde 4,5 yaşındayken bir şiirle hitap etmiştim insanlara.
Zaman geçti, şiirler yazdım, şarkılar söyledim, düşler denizinde rüzgar bekledim.
Biraz alışınca dalgaları izledim, martıları görene kadar sabırla bekledim.
Ne zaman karaya ulaşsam, buharlaşan düşler yağmur oldu yağdılar, sisler bulvarında kayıp oldu martılar..

Yolumuz uzun yavrum, ve seçimler sıralı. Markov Chain  diyorlar raconu budur, devam edeceksin, yola ne getireceği belli olmasa da. Ben de o insanlardanım sanırım. Sonu belli olmayan yollardan korksam da tercih ederim. Aslında hiçbir yolun sonu belli değildir.

"sen paçaları sıvarken deli dereyi geçer".

Tiyatrolar güzeldir.

Yüzüklerin efendisi bir efsane değildir. Bilmiyorum.

Sence?

17 Temmuz 2014 Perşembe

hiçkimsenin alıntılarından

Kimselerin bilmediği kitaplardan alıntı yapmak isterim;

Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşunkalem kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem, bir söylene dönüşmek için dünya. Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.

Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye çalışacağım. 

'Alıntıların bile karamsar' demişti silgi, silmek isterken cümlelerimi. Ancak ümit için bir şiir yazarak ikna edebildim onu; silgiyi.

Erken yaşta ağır kitaplar okumaktı seni seyretmek
Kaçınılmaz olan o büyük tümceye yaklaşırken bedenim
Hüma kuşu aşamaz okyanusu suya bakarak
Işık olsan karanlığıma elimden tutarak

Gülümsemeyi bilen yoldaşlarımız oldu
Sisler bulvarında yürüdük günlerce hiç durmadan
Kaybettik ve kazandık, kalplerimiz doldu
Masallar anlattı bize huysuz bir adam

Hep gidiyorum, su akıyor ve fikir..
Hava serin, bir vadinin ortasındayım karanlık ve derin
Yıldızlar semada fısıldıyorken bana
Aklımda bir imge var, sen ve ben yan-yana

Günler geçti ardından o derin vadilerin
Şimdi tekrar ben, evim; denizlerdeyim
Huysuz bir adamın masallarını taşır rüzgar
Her kışın ardında yeniden bahar
_____________

Yolculuk, ahh uzayıp giden yol, ne güzeldir yürümek o yolda. Ne güzeldir olmak o yolda. 

24 Haziran 2014 Salı

gelir aklıma

Yılmaz Odabaşı'nın bir şiiri gelir aklıma "vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım. gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım". Ben dayanamayıp yazmaya başladığımda, kalemim kağıt ile buluştuğunda gelir aklıma şiirin bu parçası. Dayanamam, el ayak çekildiğinde defterimin kapısını çalarım anlatırım ona bazen ne anlattığımı bile bilmeden.


Serin bir sabahtı, erken kalkıp bir bardak su içtim, yüzümü yıkadım, pantolonumu ve ceketimi giydim. Kaskımı alıp dışarı çıktım, motosikletin tozunu silip, eldivenlerimi ve kaskımı giyerken motoru boşta çalıştırdım. Gece çiseleyen yağmurun kokusu yan bahçemizdeki iğde ağacının kokusuyla karışıyordu. Yola çıktım, nereye gittiğimin önemi olmadığı sadece uzaklaşmak için yolda olduğum zamanlardan bir tanesiydi. Gelir aklıma ben yoldayken beraber hayaller kurduğum yoldaş(lar). Bazıları halen yanımdalar, gelir aklıma unutanlar ve unutulanlar..


Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum. Hayat Kafe'de sigara içilen kesimde arkadaşlarıyla oturuyorlar. Herkesin yüzünde bir gülümseme. Şöyle yazmaktadır günlükte "yine sıradan insanların alışılagelmişlikleri normal kabul ettikleri sıradan bir gündü. sıradan insanların kendilerini farklı hissettikleri boktan bir kafede oturuyorduk. ben de öyle davranıyordum. espriler döner laf lafı açar şen şakrak muhabbetler ederdik. geceleri bu düşünceler beni rahatsız ediyor. şen şakrak muhabbetler eden boktan insanlardan biri olarak ben gerçekten mutlu olmuş muydum?".Ve Balzac'ın bir sözü gelir aklıma

'başkalarının mutluluğu artık mutlu olamayacak kişilerin sevincidir'*


Burada da bir şeyler yazıyor yayınlıyorum ama gelir aklıma; kim okur yazılarımı da belki dünyada bıraktığım bir kelime gelir aklına.


*Balzac / Vadideki Zambak / 331