15 Temmuz 2012 Pazar

yağmurun sesi.

yağmur damlaları yere çarpıyor en sevinçli halleriyle. dağılıyorlar yeryüzüne ve toprağa. gece. hava karanlık. gökyüzünü yarıyor arada bir beyaz bir ışık ve ardından ürküyor yuvasındaki yavru martı, gökyüzü atıyor çığlık.

yazmaya vakit bulamadığımdan değil, üşengeçliğin doruğuna ulaşıp, bu üşengeçliği ise alışılagelmişliğe dönüştürme eşiğinde bulunduğum için yazmıyorum. yazamıyorum. ancak gecenin bir yarısı dürtüyor yağmur damlalarının sesi beni. bölüyor bin bir kahramanlıkla süslediğim düşlerimi..

ne haber var buralardan merak edeniniz var ise;
ben bilmiyorum. acayip karmaşık haldeyim. sadece idare etmenin sınırlarında geri dönmeyi bekliyorum.
göl güzel.. göl diyip geçmeyelim sanırım kara denizden büyük..
at pisliği ve çişinin kokusu artık beni rahatsız etmiyor alıştım..
ilk iki ödeemi aldım güzel geldi sıkıntı yok. ancak üçüncüsü eksilere düşebilir emin değilim..
ingilizcemin bozulduğundan bahsetmiştim. şuan ingilizcemin durumu nasıl hiç bilmiyorm o konulara girmeyelim, olay bitmiştir görüşmeyelim felan.

soğuk bir yazı mı oldu emin değilim ama şuan bir gözüm açık bir gözüm kapalı yazıyorum :)) belki kelimeleri bırakıp birkaç fotoğrafla renklendirebilirim yazıyı. sağlıcakla kalın...

Mr. Zagoncu
15 July 2012
Mackinac Island - MI - USA











2 Temmuz 2012 Pazartesi

heyt be amerika (1)

bir ingiliz, bir amerikan ve iki türkle kaldığım odamda yatağımdayım. amerikaya geleli iki bucuk hafta oldu. işe başlayalı ise 16 gün. burada 300 dolar için 2 hafta çokca çalışıyoruz. benim geldiğim yer michigan eyaletinin kuzeyinde göllerin ortasında mackinac island diye bir ada.
adada yapcak pek birşey yok sadece boş günlerimde bisiklet sürebiliyorum. adanın çevresini fotoğraf çekip turlamam 45 dk mı aldı.
çalıştığım otelde çok fazla jameikalı var pa kua denilen bozuk bir ingilizceye sahipler. bu yüzden ingilizcem git gide kötüleşiyor.
3 jameikalı, 1 bulgar, 1 romanyalı, 1 rus ve 1 amerikalı ile beraber çalışıyoruz :D hepsi bi alem başka kafa başka renk başka dil.. sanırım programın en güzel kısmıda bu..

aslında birsürü şey yazmıştım lakin internet bağlantım 2 gündür çok kötü o yüzden fotoğraf faslına geçebilriz..









10 Mayıs 2012 Perşembe

40 saniyede vize nasıl alınır


10 mayıs. sabah 8.30 vize randevum. gayet rahat bir şekilde 7.50de kapıdaydım. belgelerimi toplayıp beklemeye başladım. telefon melefon almıyorlar. eksik belgeniz varsa ankarada'ki büyükelçiliğin karşısındaki büfe sayfasına 5 tl alıyor. ona göre biz böyle bi kazık görmedik daha. neyse içeri girdik güvenlik sıkı. ilk bi belgeleri veriyosun sıra numarası alıyosun ve bekliyosun. numaran yanıyor. parmak izi veriyosun daha sonra konuşup vizeni alıp kargo şirketine (UPS) 15 tl ödüyor ve pasaportunu bekliyorsun. örnek vize görüşmemin detayları:
b=ben, d=diğeri.
b: merhaba
d: merhaba nasılsın
b: iyiyim teşekkürler
d: hangi üniversitedesin
b: cankaya university
d: ooo ankaradasın yani
b: evet endütri mühendisliği okuyorum
d: (transkripte bakıp) asdlakdlak demi?
b: what?
d: aldkaslk diyorum
b: alsdkalskd anlamını bilmiyorum
d: nasıl olur burda yazıyo, iki dönem okumuşsun.
b: haa.
d: nerde çalışcan
b: michigan, mission point isimli bir resortta banquet set up elemanı olarak çalışcam.
d: tamam kargoya adresini verebilirsin
b: sağol abla.
adlkasldkla : kadın bi kelime söyledi ama anlamadım gitti, sanırım hazırlık okulundan bahsediyodu. yani anlamadığınız kelime olursa sorun. yada bilmiyorum diyin. maksat kendini ifade etmek. oo yeah.
12 haziran yolcu..
özleyeceğim geride bıraktıklarımı... ;)
.

1 Mayıs 2012 Salı

ara vermek

zaten sallana sallana, sağ ve sol tarafımda gördüğüm bütün cisimlerin ilgimi dağıtmasına izin vererek sürdürdüğüm ders çalışmamı kasıtlı olarak tam ortasında bölüyorum. matematik(calculus) azıcık kenarda bekleyedursun bende bir şeyler yazayım dedim.

günlerden bir mayıs. geçen sene yazdığım yazı halen aklımda. yaptığın zafer işareti mi? yoksa barış mı? kutladığın zafer ne için, yada kazandığın barış?

bu aralar çok tatil yaptık. daha fazla tatil olmasın. herkes işini güzelce hakkıyla yapsın. lakin emek ucuz ekmek ise pahalı olmaya devam etmesin isterim. ben biz öğrencilere düşen görevin ise öğrencilik vazifesini hakkıyla yerini getirmek olduğunu, bilgi birikim yüksek çok okuyan, dinlemeyi bilen, anlamaya yorumlamaya çalışan, yeniliklere açık bireyler olmamız gerektiğini düşünüyorum. ilk önce bunlar olmalı ki sen başka bir konuda görüşünü dile getir ve insanlar seni dinlesin :)

kısmetse 12 haziranda yola çıkıyorum. yolculuk usa/michigan/mackinac city/mackinac island taraflarına. work and travel programına olan hevesimde eskisi kadar kalmadı artık. bunun en büyük nedenlerinden biri de fesleğenin türkiye'de gdo lu ürünlerin ise amerika'da olması. eğer bir isteğiniz varsa dönüşte getirebilir. ya da bir kızırderili tüyünüz varsa özgürlük anıtının başına asabilirim.

yalan bir ülke. ancak çok çalışıyor. o yüzden güçlü. peki biz halen şu yalan bu yalan diyip duracak mıyız yoksa çalışmaya mı başlayacağız?

yazımı burada sonlandırıp dersime geri dönüyorum :)
saygı ile kalın.

Mr. Zagoncu
Ankara

yazın çalışacağım otelin web adresi:
http://missionpoint.com/

18 Nisan 2012 Çarşamba

sadeli olsun.

benim bir kitabım var. bitmeyen bir kitap, bitmeyen bir armağan. ve bende güvende o.

benim bir kitabım var. ilk kelimesiyle beraber sonu gelen
benim şiirlerim var dizlerinin vezni bozuk, kağıtları buruşuk
şiirlerim atılı değiller çöp kutusunda. asılılar birer iple tavanımda
benim kağıtlarım var orada, burada
içinde kızgınlıklarım yazar, söyleyemediklerim

benim iki yönüm var. iki kaderim, iki seçimim. beni yokuş aşağı bırakan kadın söylemişti bana. otobüsteydik. o cam kenarında. "iki farklı sen varsın" demişti "hangisi sensin bilemiyorum". ben sadece özür dilemiştim.
herşeyden soğuğum aslında. birşeyleri düzeltmeye çalışmıyorum. yorgunum biliyorsun.
tiki olamayacak kadar akıllısın. denize atılmış bir küp kadar dolu. kuytu bir liman değilsin. koca koca duvarların var dayanırsın. çoğunlukla yaklaşamaz dalgalar duvarlarına.
fırtınalı sulardan bir göl gibi davranmasını beklemek.


rüzgar bugün lodos esiyor. borda feneri gözüktü gelen var sularıma. floklar çözülsün fırtına yaklaşıyor. camadan vur kaptan. tüm dünyaya geniş, yüreğine dar olan..

14 Nisan 2012 Cumartesi

bir


aldığım nefes yetmedi söndürmeye içimdeki ateşi,
yandım.

söylediğim sözlerin yoktu bir tesiri artık,
sustum.

gözlerindeki ışık gökyüzündeki gibi değildi,
uyudun.

şiirler yazdım.
anlatamadım.

Mr. Zagoncu

9 Nisan 2012 Pazartesi

kahve gibi yazı


şimdi hiç demeyin kahve gibi yazı olur mu. her şey kahve gibi olabilir, ben bunu sonra sana anlatabilirim ancak bu yazının kahve gibi oluşu şundandır; üzerime çökmüş yorgunluğu giderir diye ayaklarımı uzatmış uzun süredir birşeyler yazmamanın vermiş olduğu dolgunlukla üzerimdeki yorgunluğu az da olsa atsın diye yazıma başladım. yorgunluk yazısı..

geçtiğimiz haftalarda çıktığım balkan turunda 4 ülkeyi görebilmiş ve iki tanesini gezebilmiş oldum. kosova ve bosna hersek'i güzelce gezdim. hatta bosna hersek'in baş kenti sarajevo(saraybosna)  kentini istanbuldan daha iyi bildiğimi söyleyebilirim artık.

gel benimle..

25 Mart / Pazar, 01.00, Kosova- Sırbistan arası biryerler /
gezmekten daha çok gezebilmek haz veriyor bana. gezdikçe fiziksel ve zihinsel yeterliliğimi hatırlıyor, ellerimi ve kollarımı daha çok açıp daha bir sarılıyorum gökyüzüne. dün iletişim kurmanın gayet kolay olduğunu test ettim ve öğrendim. hiç yabancı dil bilmeyen bir amcaya fotoğrafını daha önceden çektiğim yeri kameramdan göstererek nasıl gidebileceğimi ingilizce sordum. ağzından tek kelime çıkmadan doğru yeri tarif edebildi ve bende anlayabildim. tabi ben işimi sağlama almak için gidip güzel gözlü bir kosovalı kıza daha sordum. o da yarım yamalak ingilizcesiyle anlatıp arkadaşıyla gülüşe gülüşe gözden kayboldu.

26 Mart / Pazartesi, 05.53, Sarajevo /
burada köprüler yalnızca iki toprağı birbirine bağlamıyor. ayrıca insanları, düşünceleri ve daha nice değerleri birbirine bağlıyor. bazı köprüler de sınıfları birbirinden ayırıyor. su her yerde. nehirlerin sağından, solundan yada üzerinden geçiyoruz sürekli. dağlar ve yollar alabildiğince kırılıyor. bir yılan gibi değil, bir hasret hikayesi gibi bu defa. ilkokul ve lise öğrencilerinin tatil zamanlarında gönüllü olarak çalışması sonucu yapılabilen tünellerin içinden geçiyoruz. her tünelin içinden geçtiğimde başka bir hayat benim içimden geçiyor ve gökyüzüne yükseliyor.

ve son olarak.. ben duygularımı dillendiriyor değilim sana karşı. asla saklamadım sana yazdığım kağıtları senden. sadece sen gelip bakmadın..