Kaybetmeden yazıyorum bu defa, aynı zamanda henüz kazanmadım da.
Kazanmaya en çok yaklaştığım an, kaybetmekten en çok korktuğum an oluyor.
Eğer aşk denilen şey gerçek olsaydı diyor huysuz bir adam günlüğünde,
Terinin kokusunu hayal ettiğimde ağlardım.
Eğer terinin kokusunu hiç almış olmasaydım,
Düşlerinde de olsa karşına çıkar,
Kaf dağında da olsan seni sorar, arardım.
Bu gece ellerin ellerim ile buluşamıyor, gözlerim gözlerini göremiyor.
Eğer sevgi denilen şey gerçek olmasaydı,
Yüzlerce kilometre ötedekiler hiç umurumuzda olmazdı.
Eğer Tolstoy "insan ne ile yaşar" diye sormasaydı, tek kelimelik cevabı tek soru ile bulmazdı.
Bu gece hangi sokaklardan geçiyorsun?
Hangi karanlık sokaktan geçsen ateş böceklerini oraya gönderirim biliyorsun!
"Geçtiğin karlı yollar ve baktığın şu pencere
Götürür seni bu yol, en güzel bilinmezlere
Ve en değerlisi belki, ulaşırsın kendine"
___
13 Aralık 2017 Çarşamba
9 Aralık 2017 Cumartesi
Kalem kırılınca(1)
Kalem kırılınca yazı olur ve ciddi meseleler konuşulur. Havanın soğukluğu sabaha su birikintilerini dondurur. Ve böyle gecelerde okunur huysuz bir adamın günlüğü.
"Kırılmış kalbin tekrar yürülüğe girmesi:
Size çok zor yazdığım bu hikayeleri anlatacağım. Baş rolde kıvırcık saçlı, bir seksen boylarında bir kız ya da sakallarından yosunlar toplanan bir denizci yok. Baş rolde kalbi kırılan ve tekrar yürülüğe giren herkes var. Benim cümlelerim kendi kişisel deneyimlerimden oluşur, gezdiğim denizlerde, karalarda ve tüm acun etrafında dıştan kalabalık içten yalnız olan insanların yansımasını oluşturur."
Bazı insanlar kalem kırılınca yazar, bence huysuz bir adam da onlardan biri. Bazen öfke ile kırılır kalemi, bazen hasret ile. Kah denizler hatırlatır çocukluğunu, kah yağmurun eşsiz kokusu.
"Sevdiği insanı toprağa gömdü, artık hareket etmeyen bir beden, atmayan bir kalp ve konuşmayan bir yüz beyaz bir örtünün içerisinde onun kucağında bir buçuk metre derine kazdığı çukurun içine uzandı. Ne kadar ısrar etsem de kazarken yardım kabul etmedi. Yağmur çiseliyor ve onun göz yaşlarına karışıyordu. Elini omzuna koydum. Biliyordum ki sevdiğini kendi elleriyle toprağın içine bırakan, ve kendi elleriyle gözyaşları içerisinde sevdiğinin bedeninin üzerini toprak ile kaplayan bu kişi bir artık farklı biriydi. Ölümle ilk defa bu kadar yakınlaşılınca parçalanan bu kalp, insana taşıması ağır bir yük ve alınan her nefese eklenen yeni bir sorumluluk getiriyordu. "
Sayfaları hızlıca çevirdim, bazı harflerin altı çizilmiş ancak özensizce yazılmış bu kısım hemen bitsin istedim. Huysuz bir adamın yazdıkları, ve ölümün yazıya sinen kokusu beni oldukça rahatsız etti. Ölümü yok satmanın getirdiği keyfe dönmeden önce tekrar hatitladim - yaşamak öldürür.
"Kırılmış kalbin tekrar yürülüğe girmesi:
Size çok zor yazdığım bu hikayeleri anlatacağım. Baş rolde kıvırcık saçlı, bir seksen boylarında bir kız ya da sakallarından yosunlar toplanan bir denizci yok. Baş rolde kalbi kırılan ve tekrar yürülüğe giren herkes var. Benim cümlelerim kendi kişisel deneyimlerimden oluşur, gezdiğim denizlerde, karalarda ve tüm acun etrafında dıştan kalabalık içten yalnız olan insanların yansımasını oluşturur."
Bazı insanlar kalem kırılınca yazar, bence huysuz bir adam da onlardan biri. Bazen öfke ile kırılır kalemi, bazen hasret ile. Kah denizler hatırlatır çocukluğunu, kah yağmurun eşsiz kokusu.
"Sevdiği insanı toprağa gömdü, artık hareket etmeyen bir beden, atmayan bir kalp ve konuşmayan bir yüz beyaz bir örtünün içerisinde onun kucağında bir buçuk metre derine kazdığı çukurun içine uzandı. Ne kadar ısrar etsem de kazarken yardım kabul etmedi. Yağmur çiseliyor ve onun göz yaşlarına karışıyordu. Elini omzuna koydum. Biliyordum ki sevdiğini kendi elleriyle toprağın içine bırakan, ve kendi elleriyle gözyaşları içerisinde sevdiğinin bedeninin üzerini toprak ile kaplayan bu kişi bir artık farklı biriydi. Ölümle ilk defa bu kadar yakınlaşılınca parçalanan bu kalp, insana taşıması ağır bir yük ve alınan her nefese eklenen yeni bir sorumluluk getiriyordu. "
Sayfaları hızlıca çevirdim, bazı harflerin altı çizilmiş ancak özensizce yazılmış bu kısım hemen bitsin istedim. Huysuz bir adamın yazdıkları, ve ölümün yazıya sinen kokusu beni oldukça rahatsız etti. Ölümü yok satmanın getirdiği keyfe dönmeden önce tekrar hatitladim - yaşamak öldürür.
4 Aralık 2017 Pazartesi
la mia sognare
Bir mekan, bir obje, bir parçası vücudun
Ölçüsü kaçıyor
sonbahar kışa çalarken nefesindeki aruz'un
Yaprakların renginin anlamı ikimizin arasında
Ve kurumuş yapraklar bulursun
en güzel sahafların
En güzel raflarındaki
tozlu kitaplar arasında
Yedi tepeli bir şehir, on parmaklı bir kadın
Uzaklaşır düşlerim,
bu gece yine en uzak gurbetteyim
Belkide her gece
sayıkladığım çiçektir senin adın
Bin defa kırıldım, bin defa duruldum
Gözlerinde sonbahardaki huzuru buldum
Ne vakittir ikilem,
hep dişlerim sallanır
En fırtınalı denizler,
rüyalarda dalgalanır
Bir seçim yaptım o gün,
kırıklarımı onardım
Bir Anka kuşu olsam,
düşlerine konardım
Serin bir gecedeyim,
hava açık ve dolunay var
Sokak lambaları
her zamanki frekansinda yanarlar
Anka kuşu bekliyor,
yarın güneş doğacak
Ve güneş doğduğunda
Simurg uyanacak
Ölçüsü kaçıyor
sonbahar kışa çalarken nefesindeki aruz'un
Yaprakların renginin anlamı ikimizin arasında
Ve kurumuş yapraklar bulursun
en güzel sahafların
En güzel raflarındaki
tozlu kitaplar arasında
Yedi tepeli bir şehir, on parmaklı bir kadın
Uzaklaşır düşlerim,
bu gece yine en uzak gurbetteyim
Belkide her gece
sayıkladığım çiçektir senin adın
Bin defa kırıldım, bin defa duruldum
Gözlerinde sonbahardaki huzuru buldum
Ne vakittir ikilem,
hep dişlerim sallanır
En fırtınalı denizler,
rüyalarda dalgalanır
Bir seçim yaptım o gün,
kırıklarımı onardım
Bir Anka kuşu olsam,
düşlerine konardım
Serin bir gecedeyim,
hava açık ve dolunay var
Sokak lambaları
her zamanki frekansinda yanarlar
Anka kuşu bekliyor,
yarın güneş doğacak
Ve güneş doğduğunda
Simurg uyanacak
27 Kasım 2017 Pazartesi
kırılmışlar.1
Sevince yazmadı şairler en güzel şiirleri
Ayrılınca boşalttılar kalemlerindeki murekkepleri
Sevmenin tarifi yok diyor huysuz bir adam günlüğünde. Her sevgi kişiye özel, her deneyim eşsiz. Ancak kaybetmenin tarifi var diyor, kaybedince hepimiz bir'iz.
Kaybetmeden yazıyorum bu defa, aynı zamanda henüz kazanmadım da.
Eger cok kırılmış olmasaydım diyor huysuz bir adam günlüğünde, yıldızlardan çiçekler yapar o uyurken baş ucuna koyardım.
Eğer gece olunca yanmasaydı sokak lambaları, ateş böceklerini pencerenin önüne yollardım.
Kaybetmek bir ihtimal bilirken, ellerini çocuksu heyecanımda buluyorum.
Eğer çok kırılmış olmasaydım diyor, sen de severdin biliyorum.
Ayrılınca boşalttılar kalemlerindeki murekkepleri
Sevmenin tarifi yok diyor huysuz bir adam günlüğünde. Her sevgi kişiye özel, her deneyim eşsiz. Ancak kaybetmenin tarifi var diyor, kaybedince hepimiz bir'iz.
Kaybetmeden yazıyorum bu defa, aynı zamanda henüz kazanmadım da.
Eger cok kırılmış olmasaydım diyor huysuz bir adam günlüğünde, yıldızlardan çiçekler yapar o uyurken baş ucuna koyardım.
Eğer gece olunca yanmasaydı sokak lambaları, ateş böceklerini pencerenin önüne yollardım.
Kaybetmek bir ihtimal bilirken, ellerini çocuksu heyecanımda buluyorum.
Eğer çok kırılmış olmasaydım diyor, sen de severdin biliyorum.
26 Kasım 2017 Pazar
Batı Ormanından (1)
Yedi metre boyunda büyük bir çınar altında hatırladım seni.
Yediveren kan çiçekleri ile aynı anda sustu kaval sesi.
Güneş sadece kızıllığını bıraktı geride, seyre daldım güneşi.
Ve rüzgar ile tepemdeki yaprakların başladı seremonisi.
Batı ormanında bir gün geçirdim, çok söz söylenmiş, az sonuca varılmış ve herkes yarı tatmin biçimde toplanmak için büyük bedel ödediğimiz o yerden ayrılmıştık. Bir çokları bilir ki o malum yer bizlere göre değildir.
Yedi ağaç, yedi insan, yedi ömür, ki bu yedi ömre sığdırılan hayali yüz binler görür. Bir söz söylenmiş ise geri adımı yoktur, bir söz söylemenin ise yöntemi çoktur.
Bir konuşur "bir ülke, üç yanı deniz, beş yanı düşman, içinde milyonlarca insan"
Üç devam eder "bir önder, yüz kahraman, binlerce yürek var ise davaya inanan"
Altı "bir ülke, üç yanı deniz, iki yanı düşman, içinde milyonlarca insan"
Dört devam eder "zayıfları ezen olur her zaman kazanan"
Batı ormanında bir gün, yedi hiç konuşmadan geçti o gün yedi ağacın altında. Rüzgar bile susacaktı yedi konuştuğunda.
Yediveren kan çiçekleri ile aynı anda sustu kaval sesi.
Güneş sadece kızıllığını bıraktı geride, seyre daldım güneşi.
Ve rüzgar ile tepemdeki yaprakların başladı seremonisi.
Batı ormanında bir gün geçirdim, çok söz söylenmiş, az sonuca varılmış ve herkes yarı tatmin biçimde toplanmak için büyük bedel ödediğimiz o yerden ayrılmıştık. Bir çokları bilir ki o malum yer bizlere göre değildir.
Yedi ağaç, yedi insan, yedi ömür, ki bu yedi ömre sığdırılan hayali yüz binler görür. Bir söz söylenmiş ise geri adımı yoktur, bir söz söylemenin ise yöntemi çoktur.
Bir konuşur "bir ülke, üç yanı deniz, beş yanı düşman, içinde milyonlarca insan"
Üç devam eder "bir önder, yüz kahraman, binlerce yürek var ise davaya inanan"
Altı "bir ülke, üç yanı deniz, iki yanı düşman, içinde milyonlarca insan"
Dört devam eder "zayıfları ezen olur her zaman kazanan"
Batı ormanında bir gün, yedi hiç konuşmadan geçti o gün yedi ağacın altında. Rüzgar bile susacaktı yedi konuştuğunda.
11 Ekim 2017 Çarşamba
Düşlerin sokak lambasında kör olduğu gece
Bu gece bir sokak kaldırımında oturuyorum. Düşler oynuyor sokakta, herkes uyuyunca ortaya çıktılar, geldiklerini çok az insan gördü ve çok azaları buna şahit oldular, belki de onlar yalnızca yalnızdılar.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum, yine düşleri seyretmiş bir gece kaldırımda. Yazmamış ama biliyordum: gündüzden beklemiş olmalı onları orada.
Karnım gurulduyor en son ne yediğimi hatırlamıyorum, bu sözlerim karamsarlık kokuyor biliyorum. Düşler sokak lambalarının ışıklarına bakıyorlar ben onları seyrediyorum. İnsan düşlerde kör olur derler, bu gece düşler sokak lambalarının ışığında kör oluyorlar, yıldızlar onlar sokak lambalarına baktıkça yok oluyor. Ben düşlere üzülüyorum.
" Gecenin sessizliğinde huzur bulan insanlar ve gündüzün telaşında kaybolan ruhlar tanıdım. " bu cümle bana bu şarkıyı hatırlatır. Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum ve bir amaç seziyorum cümlelerinde, pişmanlık, kargaşa ne yaşadı ise ona 'insan nedir' bilmeyi öğretmiş.
İnsanlar doğruları duymaktan o kadar korkarlar ki onların yüzlerine doğruları söyleyen insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Düşler sokaktalar halen, tan yerinin ağarmasına bir saat kadar var. Ve o zaman ki düşler kaybolur sokaktan ki sokak lambaları artık mesailerini bitirirler, ayrı bir telaşe kaplar sokakları. Bozulmuş sosyal düzenin içerisinde sahte hayaller ile sahte mutluluklar üreten kitleler doluşur sokaklara. Boşver..
Henüz tan ağarmamış iken gecenin sessizliğine bırakırım kendimi. Düşleri seyreder, bastırırım diğer her şeyi.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum, insan nasıl kaçar gibi yapar düşüncelerinden daha iyi anlıyordum. Ve o gece onunla beraber o kaldırımda oturup kadim gökyüzünün altında düşleri seyrediyordum.
_________________________
Eylülün son günü ve ben yola düştüm trenle, yanımda arkadaşlarım istikamet "Cinque Terre". Anlamı 5 köy demek ama 20 dakikaya sığdırmaya çalıştım bir günü. Yeni projemi de kivisel düşünceler şeklinde adlandırdım.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum, yine düşleri seyretmiş bir gece kaldırımda. Yazmamış ama biliyordum: gündüzden beklemiş olmalı onları orada.
Karnım gurulduyor en son ne yediğimi hatırlamıyorum, bu sözlerim karamsarlık kokuyor biliyorum. Düşler sokak lambalarının ışıklarına bakıyorlar ben onları seyrediyorum. İnsan düşlerde kör olur derler, bu gece düşler sokak lambalarının ışığında kör oluyorlar, yıldızlar onlar sokak lambalarına baktıkça yok oluyor. Ben düşlere üzülüyorum.
" Gecenin sessizliğinde huzur bulan insanlar ve gündüzün telaşında kaybolan ruhlar tanıdım. " bu cümle bana bu şarkıyı hatırlatır. Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum ve bir amaç seziyorum cümlelerinde, pişmanlık, kargaşa ne yaşadı ise ona 'insan nedir' bilmeyi öğretmiş.
İnsanlar doğruları duymaktan o kadar korkarlar ki onların yüzlerine doğruları söyleyen insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Düşler sokaktalar halen, tan yerinin ağarmasına bir saat kadar var. Ve o zaman ki düşler kaybolur sokaktan ki sokak lambaları artık mesailerini bitirirler, ayrı bir telaşe kaplar sokakları. Bozulmuş sosyal düzenin içerisinde sahte hayaller ile sahte mutluluklar üreten kitleler doluşur sokaklara. Boşver..
Henüz tan ağarmamış iken gecenin sessizliğine bırakırım kendimi. Düşleri seyreder, bastırırım diğer her şeyi.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum, insan nasıl kaçar gibi yapar düşüncelerinden daha iyi anlıyordum. Ve o gece onunla beraber o kaldırımda oturup kadim gökyüzünün altında düşleri seyrediyordum.
_________________________
Eylülün son günü ve ben yola düştüm trenle, yanımda arkadaşlarım istikamet "Cinque Terre". Anlamı 5 köy demek ama 20 dakikaya sığdırmaya çalıştım bir günü. Yeni projemi de kivisel düşünceler şeklinde adlandırdım.
19 Eylül 2017 Salı
Yeniden Dönüş
İki dolunaydan daha uzakta şimdi gözlerin
Aynı yerde bekliyorum tramvayları
Ve farsça şarkılar suskun bugün
Sakladım kalbimde oyuncakları
Gözlerinden nehirler geçiyordu
Ve nehirler kaybolurken vadiler arasında
Birikmiş keşkelerimi buluyorum gün batımında
Yeniden dönüş diye sayıklıyor içim ama ellerin nerededir?
Gözlerinin yeşili o eşsiz nehirlerdedir
Geri veremem sana kurduğun o düşleri
Ve geleceğin anahtarı belki o tek hecededir
Bir zamanlar çığ düşen dağlar sessiz
Dağlar uzak
Ve yokluğunda benim bakışlarım kurak
Neden gerek nehir gözlerin anlıyor musun?
Kaç dolunay daha bekleyeceğim seni
Kaç yağmur damlası ıslatacak ceketimin omuzlarını
Kaç tramvay geçecek bu sokaktan belki fecir
Ve belki ben nehirleri yıldızlara soracağım
