25 Ocak 2013 Cuma

noteLook

"noteLook"  zebralı mavi kapaklı sarı sayfalı defterimin üzerinde yazan şey işte.

bir tavsiyeye uyup neden taht oyunları ? diye başlıyorum söze;

taht oyunları öyle bir seri ki ingilizce 4 kitaptan oluşan kemik seri türkçeye çevrilirken 7 kitap oluverir. serinin 6. ve 7. kitabı bu kasım ayında türkçe olarak piyasaya çıkmıştır.
geoırge r.r. martin tarafından yazılan seride o kadar fazla ana karakter vardır ki saymakla bitmez. hatta kitapların en arkasında haritalardan önce sayfalarca kitapta geçen hane mensuplarının detaylı listesi ve açıklaması mevcuttur. aynı zamanda seride o kadar fazla ana karakter garip şekillerde can veriyor ki neden taht oyunları olduğunu entrikaların içinde artık entrikaları çözmekten vazgeçmişken alıyorsunuz.
şuan serinin 6. kitabını okuyorum. olgunlardan çakmasının 3 tanesini pazarlıkla 20 ye. iki tanesini 15e yada tanesini 8-9 liraya alabilirsiniz. orjinalini  ise 22 liraya dost kitapevinden, 17 liraya yanındaki yargı kitapevinden teymin edeblirsiniz.


durumlar böyle hacılar. diablo 3 güzelleşmiş diyorlar ne yapsak ne etsekte kendimizi alıkoysak oynamasak diyorum ancak göreceğiz bakalım :) oyun orjinal sitesinde 59.99 dolar. ancak vatan bilgisayarın web sitesinde 82 liraya kadar teymin edebilirsiniz.


23 Ocak 2013 Çarşamba

vaay be

vaay be, amerikada çektiğim fotoğraflara kameramın elverdiğince güzel çektiğimi düşündüğüm bir fotoğrafa rastladım..


ve gözümün önünden bu armanın bende olan biçimleri geçti gitti..

king of the road
a gift

harley davidson  kupa
game cards - a gift

harley davidson oyun kartları







16 Ocak 2013 Çarşamba

ah be hocam.

hemen birşeyler yazıp kaçacam.

thermodynamics dersinden tam kaldım kalacam derken. geçmişten biraz bahsedeyim;,

çok çalıştığım vizeden 20 alınca ikinci vizeye yardırdım tabi. kaç aldım 32.
kağıdıma bakmaya fırsat bulamadan finalide olunca benim ümitlerim suya düşmüşken finalden 65 i çakmamla beraber hocanın bizi ıkındırma seansınada son vermiş oldum.

stres dolu anları yaşamama sebep veren hocamın ismini daha sonra yazacağım (dersten geçtikten sonra) uzunca bir yazıyla açıklayacağım.

oh.

19 Kasım 2012 Pazartesi

öneriler-möneriler

konuya artık bodozlama girmek hoşuma gidiyor.

feysbukta takip ettiğim sinemasal isminde bir sayfa var güzel şeyler paylaşır. güzel olan şeyleri ara ara paylaşır. artık birçoğunu ezberlediğim şeylerle karşılaşır olurum.

örneğin:

Alışmaktan korktuğun için dokunmaktan vazgeçtiğin insanlar vardır.

La Fille Sur Le Pont 1999

paylaşımlarından biridir. yanınada fotoğraf iliştirilir hep.

sahiden varmıdır alışmaktan korktuğumuz için dokunmaktan vazgeçtiğimiz insanlar? vardır.. olmasa sinemada yer alırmıydı. sinema napar? bizim hissettiklerimizi hayal ettiklerimizi kıyısından köşesinden yakalayabileceğimiz duyguları alır karşımıza koyar bizi içine çeker yaşatır düşündürür ve bırakır (benim tanımım, ilk defa bir sinema tanımı da yapmış oldum). uzun lafın kısası tabi ki vardır.

ancak bilmemki marifetmidir korkmak ve vazgeçmek. sanki özenle seçip kelimeleri, bir cümleyi farklı yönlere mi çekiyorum diye soruyorum da kendime. yoğğ diyorum. gölgeler altında beklemek çoğu zaman bir marifet değildir. tabi ki herkes başka ve herkes aynı. derin konular bunlar ben yazmayayım bidaha bu konularda öyle detaylıca kafa yormadan.

velhasıl kelam : dağ başında gönle dur demek kolaydı, biz zor olanı seçtik.


ha bu da güzeldir 


.

17 Kasım 2012 Cumartesi

ehh

ehh 'yeter artık bune yaa' dedim bizim bi arkadaş gibi. ve bişeyler yazıyımda sizde okuyun istedim.

la bugün bir arkadaşın arabasında şöför yanı oturuyorum.. radyoda bangır bangır benim tabirimle "abidik gubidik" başkasının tabiriyle güze-hoş-ingilizce-yabancı pop- ıptıslı dıptıslı şarkılar çalıyor. bide grip olmuştumda ben pek bir huysuzumdur hastayken. başımda ağrıyordu sinüzit gözlerimin arka tarafından akıyor nereye gittiğini bilmiyordum. ve bende o düşünce ve fiziksel durum içerisinde radyoyu değiştirdim, sesini kıstım bir türkü çalmaya başladı.

arabada sesler yükseldi sanki balkan harbine yeniden girmişiz gibi -tarih sınavına gidiyorduk da- sesler gelince korktum. meğersem bizim değişikler türkü sevmezmiş yaaa bu nee yaaa felan gibi tepkiler verirlermiş. toplum tarafından demokratik olarak türkü kanalı değiştirildi. bende içimden söyledim ne var.

ha, şimdi konuşmama neden la diye başladım onu söyleyim:

selime anlattım durumu, selim dediki "la türkü la, türk la, olacak işmi sevilmezmi la türkü la" dedi

işte o yüzden la diye başladım..


sen motorsiklet günlüğü filmini izledin mi? izlesene..


!:)

12 Kasım 2012 Pazartesi

iki şiir, bir deli

hazırlayın şemsiyeleri
gökten taş yağacak bu akşam
taşların rengi beyaz
aydınlatacak gecemizi
düşecek başlarımıza
ve
ağrıyacak başlarımız
ağırlarken gözlerimiz
yaş taşlarını
göz yaşlarını
_____________

şiirlerim gezinir galaksiler arasında
ararlar en uçsuz manâları
belki bulurlar diye
o sisli gezegendeki
kalbini açan anahtarı

Mr. Zagoncu

28 Ekim 2012 Pazar

kayıp gölgeler kenti'n den

kitapları birleştiriyor bir şehirden bir şehre, bir gölgeden bir göle geçiyorum. gölgelere dalıp göllerden çıkıyorum.
 isimlerini bilmediğim insanların yaşamları hakkında yorum yapmayı bırakalı uzun zaman oldu sanıyordum. yanılmışım. bir matruşka bebeğinin kabuğuna takılmışım oysa ki..


sonra devam ederim..