20 Mayıs 2015 Çarşamba

Gündüz Yazısı

Genelde gündüz vakti yazmam yazılarımı, karanlıkla beraber gelir ve sıralanıverir kelimeler zihnimde. Ancak şuan alışılagelmişimin dışına çıkıp neredeyse sabah diyeceğimiz bir vakitte yazıyorum. Uzun zaman oldu, en son yirmi ikinci isim günümde paylaşmışım düşüncelerimi, o zamandan bu zamana neler mi geçti? Hayatımın en önemli dönemlerinden birini yaşadım, artık öğrenci değil 'mezun' olacak ve derslerle değil çalışmak, para kazanmak, kısıtlı vakitte uzaklaşma isteğini bastıracak hayaller kurup onları gerçekleştirmek için çabalamak ile uğraşacaktım. Bu düşünce bir türlü peşimi bırakmadı. On yüz bin baloncuk yutmadım belki ama o kadar alternatif gelecek hakkında düşündüm.

Yurt dışı yüksek lisans hayallerimi bir yıllığına kenara bırakmak zorunda kaldım, Odtü'de bir adet yüksek lisans dersini özel öğrenci olarak aldım ancak istediğim notla geçemeyeceğim sanırım.. İki defa aynı firmaya iş görüşmesine gittim, benim için muhteşem bir tecrübeydi. Arzu ettiğim ücreti vermeseler de (ki zaten henüz olumlu dönüş yapmadılar) piyasayı yavaştan anlamama yardımcı oldu bu görüşmeler..

10-13 Mayıs arası Italya - Roma'ya gittim, bu planıma en büyük katkı pegasustan bedava aldığım 1 uçak bileti ve yeşil pasaportumun olması oldu. Ne kadar düşük bütçeyle neler yaptığımı anlatsam şaşarsınız :) O kadar çok yürüdüm ki Roma'nın çok büyük bir şehir olmadığını yeterli enerjiniz varsa her yeri yürüyerek gezebileceğinizi söyleyebilirim. Ancak yalnız seyahat etmenin birtakım zorlukları var, uzun müze kuyruklarında beklemek neredeyse olanaksız (2-3 saat). Çünkü kimseyle konuşmadan o kadar süre güneşin altında beklemek delirmenize sebebiyet verebilir. Zaten ben o aşamayı geçtiğim için bana pek etki etmedi. Yeni insanlarla tanışma ve birileriyle konuşma isteğiniz yalnız seyahat ederken yükseleceği için medeni cesaretiniz oldukça artacaktır. Yanınızda kimse gelmiyorsa eğer "yol açık, yola çık" kimseyi beklemeyin.


15-17 Mayıs tarihlerinde ise Kastamonu-Azdavay'daydım. Motosiklet federasyonunda hakemlik yaptığımı zaten çoğunuz biliyorsunuz. Fırsat bu fırsat deyip, belki bir daha hiç yolumun düşmeyeceği yaylaları gördüm, muhteşem bir yer olan "Yanık Ali" konağında konakladım. Eko-turizm neymiş bir kez daha şahit oldum. Ülkemizin muhteşem güzellikleri ve oksijen dolu gökyüzü beni kendimden geçirdi..

Gelecekteki eşime mektuplar yazmaya başladım, henüz çok değil üç adet yazdım. Ona kendimden bahsettim, şuan ne düşündüğümden bahsettim, nerede olduğumdan ve onu tanımamama rağmen onun hakkındaki düşüncelerimden. Böyle şeyler yapan bir sürü insan var, gelecekteki çocuğuna her yaşı için doğum günü videosu çeken insanlar var, onlar bana ilham vermişlerdir kendilerine teşekkürü borç bilirim.

Ben de şiirler yazdım ancak hiçbiri Orhan Veli'ninkiler kadar güzel değil

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş 
Mavilerde sefer etmek! 
Bir sahilden çözülüp gitmek 
Düşünceler gibi başıboş. 
Açsam rüzgara yelkenimi; 
Dolaşsam ben de deniz deniz 
Ve bir sabah vakti, kimsesiz 
Bir limanda bulsam kendimi. 
Bir limanda, büyük ve beyaz... 
Mercan adalarda bir liman.. 
Beyaz bulutların ardından 
Gelse altın ışıklı bir yaz. 
Doldursa içimi orada 
Baygın kokusu iğdelerin. 
Bilmese tadını kederin 
Bu her alemden uzak ada. 
Konsa rüya dolu köşkümün 
Çiçekli dalına serçeler. 
Renklerle çözülse geceler, 
Nar bahçelerinde geçse gün. 
Her gün aheste mavnaların 
Görsem açıktan geçişini 
Ve her akşam dizilişini 
Ufukta mermer adaların. 
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş, 
İller, göller, kıtalar aşmak. 
Ne hoş deniz deniz dolaşmak 
Düşünceler gibi başıboş. 
Versem kendimi bütün bütün 
Bir yelkenli olup engine; 
Kansam bir an güzelliğine 
Kuşlar gibi serseri ömrün.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Yirmi İkinci İsim Günümde

Her yıl daha az yazıyorum.. Gün be gün taşa dönüyor duygularım ve kalbimin etrafına duvarlar örmek için dolup taşıyor tuğlalarım.

Zaman geçiyor ve yirmi ikinci isim günüme geliyorum. Bir yıl önce ablamın isim günü hediyesi olan evliliğini anlatmıştım. Onların mutluluğu bu yıl da benim için büyük bir hediye..

Üniversite son sınıf öğrencisi olmak sandığımdan daha zor oldu. İlk dönem projeler, koşuşturmalar ve başkanlığına layık görüldüğüm Endüstri Mühendisliği Kulübü faaliyetleri ile uğraşırken geçip gitti.. Nerede çalışacağım, ne iş yapacağım, kısacası ne halt yiyeceğim belli değilken etrafımda bulunan güzel insanların desteği beni hayatın karamsar tarafından mutlu tarafına doğru çekiştirdi durdu.

Artık daha az hatırlıyorum geçmişi, detayları hemen hemen hiç hatırlayamıyorum. Bu beni oldukça üzüyor, eskiden (lise ve orta okul yıllarımda) her olayı en ince detayına kadar hatırlar, hafızamın kuvvetli olmasıyla övünürdüm. Keser dönüp, sap dönerken sanırım keserin sivri kısmı hafızamın bir kısmını da alıp götürüyor gün ve gün keser dönmeye devam ediyor.

Man Kamyon ve Otobüs A.Ş de staj yaparken bir Ergin abim vardı, onunla hep havadan sudan konuşurduk, yazılı olmayan hayat tecrübelerini laf arasında bana aktarırdı. Ve staj dediğin asıl bu derdi. Keser ne kadar dönse de kesip atamadığı bazı sözler halen aklımda. Ergin abi bir gün muhabbet kızlardan açılmışken "Bak, sen akıllı bi adama benziyosun, gençsin, gez - dolaş - eğlen - ye - iç ama yolun sonuna geldiğinde kimsenin ahını alma. Erkek adam geçmişe döndüğünde ' yaşadım, hayatımdan gelenler geçenler oldu ancak kimsenin ahını almadım' diyebilmeli" demişti.

Bu sözler söylendiğinde 2014 yılının ağustos ayıydı. Beni oldukça etkileyen bu sözleri unutamadım. Çevremdeki herkes ile olan ilişkimde buna dikkat ettim.

Yirmi ikinci isim günüme kadar bana güzel anlar yaşatan, kendi yaşadığı güzel anları da benimle paylaşan herkese teşekkür ediyorum.

Hayatınıza her kim gelir misafir olur ve vakti geldiğinde yollarınız ayrılırsa onun 'ah' ını almamaya dikkat edin.

Not: Oldum olası haz etmedim şu mizah dergilerinden desem gerçekten yalan söylemiş olurum. İlk ve orta okul yıllarımda Laklak - Gırgır gibi seviyeli ancak sağlam temele oturan mizah dergilerini gücüm yettiğince alır arkadaşlarla güle güle okurduk. Lakin zaman geçti ve bizim aldığımız mizahi içerikli dergiler de tarih oldu.. Şuan piyasada dolaşan, tamamen olaylara tek bir açıdan bakarak, işine geleni yerip, işine gelmeyene en ufak bir gönderme yapma gereği duymayan, bel altından bir cm yukarı çıkmaya gayret göstermeyen dergilerden hiç haz etmiyorum. Lisede bu boşluğumu bir süre National Geographic okuyarak doldurmaya çalışsam da üniversitede Populer Science 'ın bazı sayıları harici dergi takip etmez olmuştum.

Notun notu: Geçtiğimiz aralık ayında 'Kafa' isminde bir dergi ile tanıştım. Edebi ancak asla sıkıcı olmayan içeriği ile kafa her ay başka yazarların konuk olduğu bana göre süper bir dergi.

Son söz:

Baharı yaz uğruna tükettik
Aşkı naz uğruna
Ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna
Derken ömrü tükettik
Bir hiç uğruna
Sezai Karakoç

6 Aralık 2014 Cumartesi

Aynalar

Aynalar yansıtır bir'i diğerine. Değer verir insanlardan biri diğerine.

Uzunca zaman olmuş sözcüklerimi, düşlerimi, düşündüklerimi yansıtmayalı bu sayfada. Hayatlar başladı, hayatlar söndü, sevdalar yaşandı, aşıklar öldü. Bazılarımız sınavlar kazandı, bazılarımız tekrar denemek için kendi telaşına kapıldı.

Hep kendi telaşlarımız peşine düştük. Birbirlerimizi anlamak için çaba sarf etsek de çoğu zaman geçemedik üşengeçliğimizden bir başka pencereden hayatı seyretmeye.

İlk defa bir lisenin bahçesinde 4,5 yaşındayken bir şiirle hitap etmiştim insanlara.
Zaman geçti, şiirler yazdım, şarkılar söyledim, düşler denizinde rüzgar bekledim.
Biraz alışınca dalgaları izledim, martıları görene kadar sabırla bekledim.
Ne zaman karaya ulaşsam, buharlaşan düşler yağmur oldu yağdılar, sisler bulvarında kayıp oldu martılar..

Yolumuz uzun yavrum, ve seçimler sıralı. Markov Chain  diyorlar raconu budur, devam edeceksin, yola ne getireceği belli olmasa da. Ben de o insanlardanım sanırım. Sonu belli olmayan yollardan korksam da tercih ederim. Aslında hiçbir yolun sonu belli değildir.

"sen paçaları sıvarken deli dereyi geçer".

Tiyatrolar güzeldir.

Yüzüklerin efendisi bir efsane değildir. Bilmiyorum.

Sence?

17 Temmuz 2014 Perşembe

hiçkimsenin alıntılarından

Kimselerin bilmediği kitaplardan alıntı yapmak isterim;

Ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. Otların canı sıkılmaz. Kurşunkalem kendini ağaç sanır. Ufuk, hüthüt kuşu. Seni bilmem, bir söylene dönüşmek için dünya. Onun için başka bir son yok. Bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.

Nerden başlasam yine oraya geliyorum. Ben gidiyorum. Ölüme, o büyük tümceye çalışacağım. 

'Alıntıların bile karamsar' demişti silgi, silmek isterken cümlelerimi. Ancak ümit için bir şiir yazarak ikna edebildim onu; silgiyi.

Erken yaşta ağır kitaplar okumaktı seni seyretmek
Kaçınılmaz olan o büyük tümceye yaklaşırken bedenim
Hüma kuşu aşamaz okyanusu suya bakarak
Işık olsan karanlığıma elimden tutarak

Gülümsemeyi bilen yoldaşlarımız oldu
Sisler bulvarında yürüdük günlerce hiç durmadan
Kaybettik ve kazandık, kalplerimiz doldu
Masallar anlattı bize huysuz bir adam

Hep gidiyorum, su akıyor ve fikir..
Hava serin, bir vadinin ortasındayım karanlık ve derin
Yıldızlar semada fısıldıyorken bana
Aklımda bir imge var, sen ve ben yan-yana

Günler geçti ardından o derin vadilerin
Şimdi tekrar ben, evim; denizlerdeyim
Huysuz bir adamın masallarını taşır rüzgar
Her kışın ardında yeniden bahar
_____________

Yolculuk, ahh uzayıp giden yol, ne güzeldir yürümek o yolda. Ne güzeldir olmak o yolda. 

24 Haziran 2014 Salı

gelir aklıma

Yılmaz Odabaşı'nın bir şiiri gelir aklıma "vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım. gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım". Ben dayanamayıp yazmaya başladığımda, kalemim kağıt ile buluştuğunda gelir aklıma şiirin bu parçası. Dayanamam, el ayak çekildiğinde defterimin kapısını çalarım anlatırım ona bazen ne anlattığımı bile bilmeden.


Serin bir sabahtı, erken kalkıp bir bardak su içtim, yüzümü yıkadım, pantolonumu ve ceketimi giydim. Kaskımı alıp dışarı çıktım, motosikletin tozunu silip, eldivenlerimi ve kaskımı giyerken motoru boşta çalıştırdım. Gece çiseleyen yağmurun kokusu yan bahçemizdeki iğde ağacının kokusuyla karışıyordu. Yola çıktım, nereye gittiğimin önemi olmadığı sadece uzaklaşmak için yolda olduğum zamanlardan bir tanesiydi. Gelir aklıma ben yoldayken beraber hayaller kurduğum yoldaş(lar). Bazıları halen yanımdalar, gelir aklıma unutanlar ve unutulanlar..


Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum. Hayat Kafe'de sigara içilen kesimde arkadaşlarıyla oturuyorlar. Herkesin yüzünde bir gülümseme. Şöyle yazmaktadır günlükte "yine sıradan insanların alışılagelmişlikleri normal kabul ettikleri sıradan bir gündü. sıradan insanların kendilerini farklı hissettikleri boktan bir kafede oturuyorduk. ben de öyle davranıyordum. espriler döner laf lafı açar şen şakrak muhabbetler ederdik. geceleri bu düşünceler beni rahatsız ediyor. şen şakrak muhabbetler eden boktan insanlardan biri olarak ben gerçekten mutlu olmuş muydum?".Ve Balzac'ın bir sözü gelir aklıma

'başkalarının mutluluğu artık mutlu olamayacak kişilerin sevincidir'*


Burada da bir şeyler yazıyor yayınlıyorum ama gelir aklıma; kim okur yazılarımı da belki dünyada bıraktığım bir kelime gelir aklına.


*Balzac / Vadideki Zambak / 331


7 Haziran 2014 Cumartesi

kendini engelleyen adamın anlattıkları (1)

Bir kitap okuyordum, neredeyse sayılamayacak kadar çok ana karakteri olan çözümlenemez bir kitaptı. Karakterlerden ikisi; bir yaramaz kız çocuğu ve onun en sevdiği arkadaşı sayılmayan ancak hoşlandığı bir çocuktu. Yaramaz kız çocuğunun adı fil olsun, oğlanın adı ise filinta. Bizim Fil ile Filinta bir gün koskoca ağaçların olduğu bir yolda yürüyüp muhabbet ederlerken laf döner dolaşır ve Filinta'ya 'sen  kendini engelleyen adamsın.' der.

Aradan yıllar geçer ve kendini engelleyen adam büyür ve bisikletiyle hindistana yolculuğa çıkar, amacı bir budist tapınağına kabul görüp kendinin de ne olduğunu bilmediği aradığı 'şey' i bulana kadar orada vakit geçirmektir.

Kendini engelleyen adam anlatıyordu;

Daima yürümeyi tercih ettim, yürürken hayal kurdum, bazen hayallerimde dahi hayal kurar olmuştum. Bazen bunu o kadar abarttım ki bunun bana zarar verdiğini düşünmeye başladım. Oysa tek ihtiyacım olan bu hayalci benliğimi anlayıp hayallerime ortak olabilecek hayalimdeki arkadaşı bulabilmekti.

Daima yoldadır insan, biliyorum bazılarınızın aklına asfalt veya toprak yollar geliyor 'yol' denilince sadece. Ben henüz ilk okula giderken babam 'her erkeğin ihtiyacı olan tek şey bir amaçtır' demişti. Babamı kaybettikten çok sonraları ne demek istediğini anlayabilmiştim. 'Hayata karşı bir duruşun olacak' dediğinde babam, ben lisedeydim. Hayatın karşısına geçip durmak istemiş ancak hayata karşı sağlam durabilmek için hayat ile el ele tutuşmak gerektiğini daha sonraları anlayabilmiştim.

Bazen sırf robot olmadığımı kendime kanıtlamak için bir şeyler yaptığım oldu. Hayatta birçok şeyi sadece kendimi tatmin etmek için yapan, kimseyle bir alıp veremediği olmayan değişik bir tür bencildim. Birçok ülke gördüm, onlarca şehirden geçtim ve yüzlerce insanın ağladığına, güldüğüne, nidasına şahit oldum.

Ben değişik bir tür bencildim dedim, kendimi çok önemser heyecanımın peşinden giderdim. Kendimi hiç önemsemez ve soğuktan yağmurdan ıvırdan zıvırdan şikayet etmez, korkmazdım. Bazı insanlar vardı 'cereyanda kalmaktan' ve bedenlerine 'soğuk girmesinden' ödleri kopuyordu. Anlaşılan o ki soğuğu tıpkı bir mikrop yahut adamın etine saplanan bir bıçak gibi maddi ve cisimsel bir şey zannediyorlardı. Bu bakımdan "soğuk" onlar için iptidai halkların totemi gibi maddi olmak yanında bir kütleye de sahipti. Soğuk aynı zamanda 'tabuydu'. Cereyanda kalmamanın yanı sıra işte bu yüzden 'taşa da oturmazlardı'. Çünkü oturmak suretiyle bu tabuya dokundukları vakit soğuk, sert ve katı bir ejderha gibi bulabildiği ilk geçitten bedenlerine girerdi.

Soğuktan korkmayan ve hayallerimi hayallerine katıp onları benimle yaşayabilecek bir insan ararken günden güne yoruluyordum.. Anlıyordum yaşlanıyordum..

ve bir adım daha atarsın

Yirmi birinci isim günümü geride bırakalı neredeyse üç ay oluyor, değer verdiğim bir insanın beni geride bırakalı ise bir sene..

Üniversite üçüncü sınıfı da bitirdim, bir süre sonra artık soranlara "son sınıf" ve "evet bu sene mezunum" diyeceğim. Bunları düşünmek hem biraz tedirginlik hem de heyecan hissetmeme sebep oluyor. Zaman zaman her birimiz durup düşünüz;

-Şuan neredeyim?
-Ne yapmak istiyorum?
-Ne yapıyorum?

Ben hayatta yapmak istediklerimi başarabiliyor muyum bilmiyorum. Çoğu zaman bulunduğum yerden rahatsızlık duymuyorum, ben yolda olmayı seviyorum, bulunduğum yerin keyfini çıkarmak beni mutlu ediyor.

Birçoğumuz korkuyor kendimizi garantiye almadan yola çıkmaya, detaylı detaylı planlar hesaplar yapmadan bir işe girişmeye. Hayat ki stokastik süreçlerden oluşan bir dizi eylem bizim için, kontrol edebileceğimiz etkenlerin sayısı oldukça düşükken bazen kontrol etmeye çalıştığımız süre içerisinde hayatı kaçırabiliyoruz.

Bunları yazalı iki gün geçti ve ben yazıyı halen tamamlayamamıştım.. Rastlantılar ve tesadüflerin amaçsız olduğuna inanmayan bir insanım. Beni bilen bilir, karma'ya güvenir ve tesadüfler heyecanlanmama yeter.

Hepimiz başımızdan geçen olaylar silsilesini düşünürüz, bazı olaylar hafızamızda öyle yer eder ki an ve an hatırlarız tüm detaylarıyla. İşte içerisinde bir çok tanımadığım bir insanın olduğu öyle bir kaç parça bir şeyler var hafızamda düşündükçe heyecanlandığım.

Yazı nasıl başladı ve nasıl bitiyor bilmiyorum, kafamın çok fazla karışık olduğu zamanlar yazmamam lazım sanırım.

Ve ne olursa olsun bir adım daha atarsın bilinmeze doğru. Yolda olmanın verdiği keyif ve mutluluğun hayatınızda yer etmesi dileğiyle..