6 Mayıs 2011 Cuma
farkı fark etmek
1 mayıs! sıhhıyede insanlar elleriyle bir işaret yapıyorlar. ben onu barış işareti zannediyorum. birazcık düşündükten sonra zafer işaretide olabileceğini seziyor ve anlıyorum; zafer işaretiydi onların yaptıkları!
bana göreyse en büyük zafer barışla sağlanırdı.
işte çok benzeyen iki aykırı işraretin -beni oldukça düşündüren- iki ayrı örneği.
Zafer işareti Barış işareti
tek bir parmak hareketinin değiştirebileceği anlamlar gibi, tek bir söz veya davranışta birçok değişiklik meydana getirir. ve hayat kararlardan ibarettir.
4 Mayıs 2011 Çarşamba
nedir bu.?
doğamın bana öğrettikleriyle insanların banaa öğrettikleri artık birbirini tutmuyor.
her canlı yaşama hakkına, yaşamını sürdürme hakkına sahiptir değil mi? bu doğuştan elde edilen haklar aslında pek adil dağıtılmıyor. bazı haklar başkası tarafından yada doğa tarafından verilmez, insanlar onları kendileri almaları gerekir. gerek davranışlarıyla gerek düşünceleriyle. bir insan sırf kalbi yeterince karardı diye başka bir insanın yaşama hakkını çalabilir mi? belki okumuşsunuzdur meşhur "uçurma avcısı" kitabında 'baba' isimli karakter oğluna tek suçun çalmak olduğunu; yalan söylersen başkasının gerçeği elde etme hakkını çalacağını, insan öldürürsen başkasının yaşama hakkını çalacağını vb. ifadelerle durumu özetliyor. ve haklı buldum oldukça.
gel gelelim bazı insanların kalpleri gerçekten o kadar kararmış ki, kayda değer birşeyler göremiyorlar. ve onların yaşama hakkı varmı, veya bunu hak getire gerçekten hak ediyormu.
suçluyu kazarsan içinden insan çıkar. bu yüzdenmidirki birde insanı kazıp içine bakmak lazım gelir?
sorgulayan insanları gerçekten seviyorum, bazı insanlarsa düşünen bir insan gördüğünde kalıplaşmış "felsefe yapmak" sözünü kullanıyor ki bu ne kadar vahim bir halde olduğumuzun göstergesidir bence. çünkü insanlar düşünmüyor, çok fazla üretip sorgulamıyorlar. bu da onları en azından duvarların arasında olmak varken, duvarların içinde olmaya mahkum ediyor.
belki yolunuzu şaşırırda okursunuz diye;
-gözde kökal isimli sıra arkadaşımı acilen iyileşmeye, öksürüp tıksırmayı bırakmaya ve çöplerini çöp kutusuna atmaya davet ediyorum. meşhur sosyal paylaşım sitesinden kendisini bulup kınayın.
-gökçe, dün gece rüyamda seni saçları düz gördüm, ancak rengi değişikti, güzel olmamıştı. bugün saçlarını düzleştirmişsin, rengi aynı ve güzeldi. yakışmıştı. arkadaşların seni avatara benzetsede ben öyle düşünmedim, ancak öyle düşünmediğimi sana söylemedim.
-gökçe, dün gece rüyamda seni saçları düz gördüm, ancak rengi değişikti, güzel olmamıştı. bugün saçlarını düzleştirmişsin, rengi aynı ve güzeldi. yakışmıştı. arkadaşların seni avatara benzetsede ben öyle düşünmedim, ancak öyle düşünmediğimi sana söylemedim.
-orkun, daha az dolmuşa binmelisin. o dolmuşcu amcalar tekin değil.
-sidar, yaz geldi yürü artık. anca gidersin.
-dilay, yada coco mu desem acaba, blogun güzel ancak çok fazla renkli benim okurken gözlerim renklere takılıyor. gerçi buda güzel birşey, aslında bu benim başarılarının devamını dileme şeklimdi.
-yiit, sana söylemek istediğim bisürü bisürü şey var, kırılırsın siye söylemiyo değilim kırılmazsın benim laflarıma. ancak insanlarla olan ilişkilerini bi gözden geçir.
-safa, sen de bi uçurtmadır tutturdun. sana diyorum bu kadar boş vaktin olmasın. boş vakitler insanı uçurur.
-cankız, ehliyeti alınca o at çiftliğine gidelim.
-küba, geçen sene bu zamanları bi hatırlasana. metrodan eve giderken ne konuşuyorduk!
-marlis, yazı yazdığım defterimin ilk sayfasında blogundan bir şiirin, alıntısı ve ismin olduğunu biliyor musun?
*diğerleri beni takip etmeye devam edin / öyle bir kesim varmı hiç bilmiyorum ha :)
3 Mayıs 2011 Salı
sıkıntıdan
insanın yapacak birşeyleri olmaması kötü. yada sadece çalışacak dersleri olması.
kafamda bir plan belirledim, pek kişiyle paylaşmadım henüz. ben hiç tren yolculuğu yapmadım ve merak ediyorum, aslında bayağıda ilgimi çekiyor. bu ilgi cengiz aytmatov amcamızın "gün olur asra bedel" kitabıyla ayrı bir boyuta ulaşmıştı. planım şudur; 1 aylık kombine bileti şuanda demiryolu ulaşımın -yüksek hızlı tren hariç- 150tl imiş. eğer trenle çok yeri geziceksem bu daha uygun oluyor. yanıma bisikletimide alayım diyorum. indiğim şehirlerde ulaşımı sağlıklı yoldan olması için, zaten iki tekerin üstündeyken kim tutar ki beni. hatta kalkış saatlerine bakarak 3-5 günlük bir rota bile belirledim kendime. bakalım bunu gerçekleştirebilecekmiyim. şuan yalnız yapmak istiyorum bunu. ancak yol arkadaşsızda yol geçmez hani, zamanı gelsin düşüneyim onu da.
yaklaşık 5buçuk hafta sonra okulum bitecek. hazırlık atlama sınavı.. hocaların sözlerine ve geçen senekilerin anlattıklarına bakarak arkadaşlarımın azımsanmayacak bir kısmı bu sınavı geçemeyip yaz okuluna kalcak. ben hangi gruptayım emin değilim ama kalcak gibide durmuyorum hiç nedense?
insan avutmak pek bana göre değil sanırsam, hani üzülen bir insanın yanına gidip birşeyler söyleyip acısını paylaşıyormuş gibi yapmak -yada paylaşmak. ihtiyacı olduklarında değer verdiğim kişilerin yanında ne kadar olabiliyorum bilmiyorum. gerçi insanlara değer vermekle ilgili düşüncelerim gitgide çirkinleşiyor. ne güzel küçükken herkesi kendim gibi zannederdim. aklım almazdı gerçekten, ve halen almaz bazı şeyleri pek kabullenemem. imkanlılık sınırlarını zorlayamıyorum bazen. ancak tersini yapabildiğim doğru sayılabilir.
bu yazıyı konudan konuya atlayarak sıkıntıdan uzatabilirdim ancak yapmayacağım. sanırım benim düşünce damarlarım hafiften tıkandı. bu aralar yazarken eskisi kadar keyif almıyorum. belki sende okurken sıkılıyorsundur..
bu arada uygun büyüklükte çıta bulursam kocamaaan bir uçurtma yapıcammm!!
kafamda bir plan belirledim, pek kişiyle paylaşmadım henüz. ben hiç tren yolculuğu yapmadım ve merak ediyorum, aslında bayağıda ilgimi çekiyor. bu ilgi cengiz aytmatov amcamızın "gün olur asra bedel" kitabıyla ayrı bir boyuta ulaşmıştı. planım şudur; 1 aylık kombine bileti şuanda demiryolu ulaşımın -yüksek hızlı tren hariç- 150tl imiş. eğer trenle çok yeri geziceksem bu daha uygun oluyor. yanıma bisikletimide alayım diyorum. indiğim şehirlerde ulaşımı sağlıklı yoldan olması için, zaten iki tekerin üstündeyken kim tutar ki beni. hatta kalkış saatlerine bakarak 3-5 günlük bir rota bile belirledim kendime. bakalım bunu gerçekleştirebilecekmiyim. şuan yalnız yapmak istiyorum bunu. ancak yol arkadaşsızda yol geçmez hani, zamanı gelsin düşüneyim onu da.
yaklaşık 5buçuk hafta sonra okulum bitecek. hazırlık atlama sınavı.. hocaların sözlerine ve geçen senekilerin anlattıklarına bakarak arkadaşlarımın azımsanmayacak bir kısmı bu sınavı geçemeyip yaz okuluna kalcak. ben hangi gruptayım emin değilim ama kalcak gibide durmuyorum hiç nedense?
insan avutmak pek bana göre değil sanırsam, hani üzülen bir insanın yanına gidip birşeyler söyleyip acısını paylaşıyormuş gibi yapmak -yada paylaşmak. ihtiyacı olduklarında değer verdiğim kişilerin yanında ne kadar olabiliyorum bilmiyorum. gerçi insanlara değer vermekle ilgili düşüncelerim gitgide çirkinleşiyor. ne güzel küçükken herkesi kendim gibi zannederdim. aklım almazdı gerçekten, ve halen almaz bazı şeyleri pek kabullenemem. imkanlılık sınırlarını zorlayamıyorum bazen. ancak tersini yapabildiğim doğru sayılabilir.
bu yazıyı konudan konuya atlayarak sıkıntıdan uzatabilirdim ancak yapmayacağım. sanırım benim düşünce damarlarım hafiften tıkandı. bu aralar yazarken eskisi kadar keyif almıyorum. belki sende okurken sıkılıyorsundur..
bu arada uygun büyüklükte çıta bulursam kocamaaan bir uçurtma yapıcammm!!
23 Nisan 2011 Cumartesi
bazı güzel şeyler1
güzeldir bir yamaç bağdaş kurmuş otururken, hafiften rüzgar saçlarını dağıtıyor -en azından deniyor. birşeyler yazıyorsun. düşüncek başka bişey bulamamış gibi beni düşünüyorsun belki. rüzgar gülüyor sen gülüyorsun.
15 Nisan 2011 Cuma
günlerden bir gün.
Bu şarkıyı severim!
15 nisan 2011 günüydü. maya takviminin sondan bir önceki yılı. mister zagoncunun kuzeni sinoptan geldi. matematik olimpiyatlarına katılacak. farklı yüzler görmem beni sevindiriyor.
daha önce bahsetmiştim bir arkadaşım vardır benim -anasınıfı arkadaşım- ben hayal meyal hatırlarım onu -ve kendi ana sınıfı yıllarımı. bizim yollarımız ben lise son sınıf için dersane ararken birleşti. ismini zar zor hatırladığım -belki tamamen unuttuğum- arkadaşım annelerimizin halen ara sıra görüşüyor olması sebebiyle gündeme geldi. ve çok radikal bir karar alıp ben onun dersanesine gidicem dedim. gittim. kapıdan bana baktığında ortadan ikinci sırada oturuyordum. bana baktın. yüzünü ve ismini hiç hatırlamadığım küçük kızın -benimle aynı ortamda bulunmuş- o gözlerini nasıl oldu bilmiyorum ama tanıdım işte oydu. ilk başlarda çok nadir sonra sıklaşan sonra seyrekleşen daha sonra iyice sıklaşan çok çalkantılı değişik hiçbir zaman anlam veremediğim -ve hiçbir zamanda veremeyeceğim- bir arkadaşlığımız var. ve o farklı biri. kızınca tam kızan, küsünce tam küsen, gözlerinin içine baktığımda ne demek istediğini anlayabildiğim nadir insanlardan biri.
şimdi iyi de banane kardeşim diyebilirsin. yada belki sensindir okuyan (gerçi adresi bir defa göndermiştim hiç bakıyormusun bilmiyorum). ben bu arkadaşımı kırıyorum bazen. ancak birbirimizi karşılıklı kırıyoruz. o duyguları daha yoğun yaşıyor -yada ben öyle sanıyorum. ben bir kırgınlığı affedebilirim, bi şekilde atlatırım hemen, çünkü aram iyiyse bir insanla, kötü olursa aramız bu beni yıpratır, doğama karşı. bu aralar aramız limoni, ki tamamen absürt birşey için bana küstün gene. yada kırıldın vs. insanlar çözüm için çalışmalı ve gözden çıkarmamalı bazı değerleri kolay kolay. bu konuda biraz sitemim var. bide beni normal insanlar kıramaz, normal insanlardan bir beklentim de yoktur zaten. anca şikayetçi olur dururum -buda benim aptal huylarımdan bitanesi sanırım. eğer bir insana değer verdiysem o insan beni üzebilir. ki bu aslında riskli iştir değer vermek. ki bu adresi sana ben söylediysem okuyucum değerlisindir benim için, hele ki bunları buraya yazmayı bana özendirdiysen tahmin ettiğinden de değerlisindir.
kızgınım sana, kırgınım birazda. ve severim ben seni.
kübra artan'a ithafen..
6 Nisan 2011 Çarşamba
sadece birşeyler
evet sadece birşeyler yazmak istedim. ve fikirlerimi aydınlatmasını umarak bonibon yerken yazacağım.
bugün hayatımda ilk defa bir uçurtma yaptım tamamen, yaklaşık iki buçuk saat sürdü. muntazam olmadı. acemi işi ancak uçabileceğini umuyorum.
ne zaman motosiklet alabileceğim bilmiyorum, aslında sorun para olmaktan çıktı sanırım birikimlerim ve destekler sayesinde. motor güzel bir hayaldi, rüzgarı yüzünde hissetmek vesaire.. ancak bir motorsiklete sahip olmak nasıldır bilmiyorum, sonu iyi yada kötüde olsa bu duyguyu tatmak istiyorum sanırım.
ben bazen pek çok şey yapmak istiyorum ve yapamadığımda pek çok şey oluyor. ve böyle durumlarda "en fazla ene olabilir ki" diye düşünmek beni rahatlatıyor.
hava yağışlı bu günlerde, ve ben sevdim bu havayı hep.
şimdiye kadar yazdığım ve söylediğim şeylerden hiçbişey beklemedim. oku işte sadece, yada okuma boşa vakit kaybıdır muhtemelen.
kafam oldukça karışık neyi özlediğimi, neyi beklediğimi, neyi istediğimi bilemiyorum. ve bu durumdaysa insan gerçekten birşeylere tutunması gerekir düşmemek için.
çok sıkıcı ve aptal bir yazı olduğunun farkındayım ancak bozuntuya verme işte, canım da sıkkın değil diyemem hani. dediğim gibi sadece birşeyler yazmak istedim..
bugün hayatımda ilk defa bir uçurtma yaptım tamamen, yaklaşık iki buçuk saat sürdü. muntazam olmadı. acemi işi ancak uçabileceğini umuyorum.
ne zaman motosiklet alabileceğim bilmiyorum, aslında sorun para olmaktan çıktı sanırım birikimlerim ve destekler sayesinde. motor güzel bir hayaldi, rüzgarı yüzünde hissetmek vesaire.. ancak bir motorsiklete sahip olmak nasıldır bilmiyorum, sonu iyi yada kötüde olsa bu duyguyu tatmak istiyorum sanırım.
ben bazen pek çok şey yapmak istiyorum ve yapamadığımda pek çok şey oluyor. ve böyle durumlarda "en fazla ene olabilir ki" diye düşünmek beni rahatlatıyor.
hava yağışlı bu günlerde, ve ben sevdim bu havayı hep.
şimdiye kadar yazdığım ve söylediğim şeylerden hiçbişey beklemedim. oku işte sadece, yada okuma boşa vakit kaybıdır muhtemelen.
kafam oldukça karışık neyi özlediğimi, neyi beklediğimi, neyi istediğimi bilemiyorum. ve bu durumdaysa insan gerçekten birşeylere tutunması gerekir düşmemek için.
çok sıkıcı ve aptal bir yazı olduğunun farkındayım ancak bozuntuya verme işte, canım da sıkkın değil diyemem hani. dediğim gibi sadece birşeyler yazmak istedim..
1 Nisan 2011 Cuma
saka değil şaka (1 nisan)
konunun başlığı için masamın üzerindeki saka su şişesine teşekkür ediyorum.
hadi blogları kapattılar, benim yazabilmek için bir yolum varken yazmak için neden bu kadar bekledim bilmiyorum, sanırım kimseciklerde yazmam için beklememiştir (=
hayatımda spontone olduğunu söyleyebileceğim gelişmeler, karşılaşmalar, çatışmalar vede karışmalar oluyor.
insan rüyasını gerçekleştirmek için yaşar, uyanır ve gözlerini bu amaçla açar. peki rüyası olmayan insanlar ne yapar? herkesin bir rüyası varmıdır? merak ediyorum. ve seviyorum ben rüyaları dinlemeyi, en çokta rüzgardan ve senden.
bazen kendimle çetin savaşlar içerisinde buluyorum kendimi, ne düşündüğümü - ne düşlediğimi - karıştırmış vaziyette görüyorum. bazı anlarda zaman ve mekan kavramınıda yitiriyorum (şizofrenin hatıra defterine dönmeye başladı yazı ama dur düzelticem). 7 haftalık bir tembellikten sonra haftaya sınavlarda ne yapıcem emin değilim. bu hafta sonu da açıköğretim sınavlarım var. eğer rastgele bu sayfayı açmışsan, mühendislik okuyorsan, herhangi bişeyine güvenip sakın uluslararası ilişkiler yazma ikinci bir üniversite okuyum diyorsan -açıktan. uygarlık tarihi derside süperdir hoştur, beni çalışmaktan soğuttu ve hiç çalışmadan birsürü sınava gireceğim ne güzel insanlık hali bak hemen bi bahane buldum.
anasınıfı arkadaşımın -kübra- doğum günüydü geçen gün. pek anlayamadığım ancak değerli bir insandır kendileri, selamlar küba!
insanları zoraki kendimle konuşturuyormuş gibi hissetmemin nedeni ne bilmiyorum ama kendi dünyama çekilip dünyanın tüm derdi tasası benim sırtımda havalarına da girmek istemiyorum.
dünyanın bütün güzelliklerine sırıta sırıta beraber bakabiliriz.
hadi blogları kapattılar, benim yazabilmek için bir yolum varken yazmak için neden bu kadar bekledim bilmiyorum, sanırım kimseciklerde yazmam için beklememiştir (=
hayatımda spontone olduğunu söyleyebileceğim gelişmeler, karşılaşmalar, çatışmalar vede karışmalar oluyor.
insan rüyasını gerçekleştirmek için yaşar, uyanır ve gözlerini bu amaçla açar. peki rüyası olmayan insanlar ne yapar? herkesin bir rüyası varmıdır? merak ediyorum. ve seviyorum ben rüyaları dinlemeyi, en çokta rüzgardan ve senden.
bazen kendimle çetin savaşlar içerisinde buluyorum kendimi, ne düşündüğümü - ne düşlediğimi - karıştırmış vaziyette görüyorum. bazı anlarda zaman ve mekan kavramınıda yitiriyorum (şizofrenin hatıra defterine dönmeye başladı yazı ama dur düzelticem). 7 haftalık bir tembellikten sonra haftaya sınavlarda ne yapıcem emin değilim. bu hafta sonu da açıköğretim sınavlarım var. eğer rastgele bu sayfayı açmışsan, mühendislik okuyorsan, herhangi bişeyine güvenip sakın uluslararası ilişkiler yazma ikinci bir üniversite okuyum diyorsan -açıktan. uygarlık tarihi derside süperdir hoştur, beni çalışmaktan soğuttu ve hiç çalışmadan birsürü sınava gireceğim ne güzel insanlık hali bak hemen bi bahane buldum.
anasınıfı arkadaşımın -kübra- doğum günüydü geçen gün. pek anlayamadığım ancak değerli bir insandır kendileri, selamlar küba!
insanları zoraki kendimle konuşturuyormuş gibi hissetmemin nedeni ne bilmiyorum ama kendi dünyama çekilip dünyanın tüm derdi tasası benim sırtımda havalarına da girmek istemiyorum.
dünyanın bütün güzelliklerine sırıta sırıta beraber bakabiliriz.





