2012 yılından beri aldığım bir ajanda var metis yayınlarından minik, temalı, her sayfasında beynelminel bir şeyler yazan bir ajanda.
Yeni yıl hakkında bir yazı yazayım diye düşünürken Ocak ayı sonunda bitecek derslerim, Şubat ayı sonuna kadar sürecek sınavlarım ve Mart ayında tekrar başlayacak okulum yüzünden aklıma düşmez de yazamam diye bir gündüz vakti oturdum bilgisayarın başına.
Şuan kendi odamdayım, yıllardır yaşadığım şehirde Ankara'da. Youtube dan Jhon Denver değil de bebek ninnileri dinliyorum, çünkü kocaman yatağımda 65cm boyunda 6,8kg ağırlığında ve tamı tamına 5 aylık bir bebek kendi çapında sabah takılmacası yapıyor. Salyaları üstünü kirletmesin diye boynuna iliştirilen bezi elleriyle yüzüne çekiyor, yüzü kapanınca da panikleyip çırpınıyor. Eğer yüzünü açarsanız gülüyor, ama yüzü açılana kadar da çırpınıyor. Kimse bilmez ne düş kuruyor o güzel minik bakışlar..
Bazı insanlara herkesin yüzdüğü denizler güven verir, bazılarına kimsenin yüzmediği denizler cesaret ve keyif. Bazı kaptanlar kaptanlar keşif için doğmuştur, bazı süvariler sadece görev için sürerler atlarını. Bazılarının yazdığı kitaplar "ethica" olur "devlet" olur "yoldaş" olur, bazıları ise "yeşil deniz kabuğu" ile dokunur ruhlara.
Hayatı daha kolay ve zor kabul edilen bir gerçek var hem de herkesin bildiği; tek bir doğru ve yanlış yoktur. 2016 ülkemiz için çok zor bir yıl oldu ve "yine eksildik biraz". Kimimiz tahammülünü kaybetti, kimimiz neşesinden kalıcı parçaları, bazılarımız yakınlarını yitirdi, çoğumuz kinini biriktirdi. Korkarım ki coğrafi konumumuz gereğince sıkıntılarımız devam edecek, bu sebepten kendi sınırlı aklımla tek bir çözüm görüyorum: adam gibi çalışmak, tek doğru ve tek yanlış üzerine şu aptal inatçılığı bir yana bırakıp herkesin yaptığı işi en iyi şekilde yapmaya odaklanması. Çok zor biliyorum, ama bunu düşünmezsem bir kabullenişlik ve ardından da teslimiyet devreye girer ki bu daha kötüdür benim nazarımda.
Kötülükler karşısında güçlü olduğumuz bir yıl diliyorum, hem bireysel hem toplumsal boyutta.
___
Son olarak hafızama yenik düşerim de unuturum diye 2 Ağustos'tan beri Ayşem'e söylediğim sözleri yazayım.
Ayşem doğar, yağmur yağar, selam verir tüm bulutlar
İzmir'in üstünden uçan selam durur tüm martılar
Gün geçer ve Ayşem büyür martılar peşinde koşar
Yağmur yağıp ıslanırken çığlıklar atar ve coşar
Kimse bilmez ne düş kurar o güzel minik bakışlar
Gözler göremez gerçeği kalbiyle görür insanlar
2 Ocak 2017 Pazartesi
11 Aralık 2016 Pazar
İmgeden İlgiler
İlgileriniz imgeden midir bayım?
Lütfen doğruyu söyleyiniz
Cevabınız kısık ateşte mercimek çorbası
Ve bu her şeyi değiştirecek bakın
Hava sisli günlerdir, korkularım yakın
Kırmızıyı çok sevdiğimi biliyorsunuz
Konuşmalarınız kırmızı mıdır bayım?
Pembe kapakları kimin için biriktiriyorsunuz?
Öldürenler ne için öldürüyor
Yaşayanlar ne için yaşıyor
Tüm soruların cevaplarının sizde olduğunu düşünüyorum
Lütfen doğruyu söyleyiniz
İnsan ne ile yaşıyor bayım, siz ne ile yaşıyorsunuz?
Maksadım canınızı sıkmak değil
Gözlerime bakarsanız bunu anlayacaksınız
Gözlerime bir defa bakarsanız..
Sevgilerin içine şiir katmalı demiştiniz ama ben
Fazlasını bile yaptım bayım
Nefret ile çırpıyor, kin ile pişiriyorum şiirlerimi
Belki kokusundan anlaşılmaz şiirlerim
Lütfen tadına bakınız bayım
Hava sisli, anlıyorum ki korkuyorsunuz
Ben de korkuyorum ama belli edemem, hayır!
Ayıp olduğundan değil, sevindirmemek için
Farklı coğrafyalarda kendime güldürmemek için
Her şey onun için
İlgileriniz imgeden midir bayım?
Lütfen doğruyu söyleyiniz
Umutlar insanı var ediyor
Coğrafyam farklı kimse bilmiyor
Çünkü annem 26 yıldır coğrafya öğretiyor!
______________________________________
Lütfen doğruyu söyleyiniz
Cevabınız kısık ateşte mercimek çorbası
Ve bu her şeyi değiştirecek bakın
Hava sisli günlerdir, korkularım yakın
Kırmızıyı çok sevdiğimi biliyorsunuz
Konuşmalarınız kırmızı mıdır bayım?
Pembe kapakları kimin için biriktiriyorsunuz?
Öldürenler ne için öldürüyor
Yaşayanlar ne için yaşıyor
Tüm soruların cevaplarının sizde olduğunu düşünüyorum
Lütfen doğruyu söyleyiniz
İnsan ne ile yaşıyor bayım, siz ne ile yaşıyorsunuz?
Maksadım canınızı sıkmak değil
Gözlerime bakarsanız bunu anlayacaksınız
Gözlerime bir defa bakarsanız..
Sevgilerin içine şiir katmalı demiştiniz ama ben
Fazlasını bile yaptım bayım
Nefret ile çırpıyor, kin ile pişiriyorum şiirlerimi
Belki kokusundan anlaşılmaz şiirlerim
Lütfen tadına bakınız bayım
Hava sisli, anlıyorum ki korkuyorsunuz
Ben de korkuyorum ama belli edemem, hayır!
Ayıp olduğundan değil, sevindirmemek için
Farklı coğrafyalarda kendime güldürmemek için
Her şey onun için
İlgileriniz imgeden midir bayım?
Lütfen doğruyu söyleyiniz
Umutlar insanı var ediyor
Coğrafyam farklı kimse bilmiyor
Çünkü annem 26 yıldır coğrafya öğretiyor!
______________________________________
Kendi yazdığım değil de daha güzel yazılmış olan ile bitireyim:
Gönlümün kuşları değil kırları var
Gönlümün kuşları değil kırları var
O kırlarda açan çiçekler değil
Çatlayan atlar var
Atları seviyorum çünkü onlar
Coğrafi bilgimi pekiştiriyorlar
Itibar, 47, Abdüssamed Bilgili
26 Kasım 2016 Cumartesi
Anlamadıklarımdan
etrafında surlar var köpük taşlarından
sesler duyuyorum hava karanlık ve soğuk
bakışlarımı kaçıramam köşe başlarından
düşlerim dikdörtgen değil hafif konik
Nasıl aşıyor insanlar insanların etrafındaki surları? Yalanlar mı yaklaşmanın en güzel yolu kalelere, yoksa doğruları kuşanmış bir ordu mu daha kolay aşacak duvarları?
Huysuz bir adamın günlüğünde duygusuzluğun doruklarına ulaşmış insanlardan bahsediliyordu.Sokak lambalarından daha sessiz olan bitenleri izleyen insanlar, artık hissedemeyen, gece dahi karanlıkta kalıp, karanlık bırakmayı tercih eden insanlar. Onlardan bazılarını "nasırlı kalpler" diye adlandırdı huysuz bir adam.
Ütopyalar ne zaman kendine çeker insanı? İnsan ne zaman ütopyalara çekilir?
Nasırlı kalpler diyordun, çoğu zaman en büyük yalan ve en küçük doğrulara karşı savaşmış, içerilerinde yanan o son ufak ateşi korumak için dizerler taşları, üst üste, yan yana ve tekrar üst üste. Artık ne ışık görünüyordur ne de kale, tek görünen büyük bir taş.
Nasırlı kalpler diyordu huysuz bir adam "karşılaşınca onlar 'aşk' arayan ile, zaman gerek bir taşın ötesine geçmeye".
Sabır yok artık, beklemek imkansız, tayfa huzursuz, günler oldu karayı görmeyeli. Her doğan güneş eritiyor buza dönen umutları ve gece cömert değil bu günlerde, yetmiyor soğuğu kurtarmaya eriyen buzu.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyorum, mürekkep karası kelimeler altlarında gizliyor ümidi. Çünkü huysuz bir adam gizlemiş umudunu ve örmüş taşları üzerine, kimse ondan bir daha çalamasın diye.
sesler duyuyorum hava karanlık ve soğuk
bakışlarımı kaçıramam köşe başlarından
düşlerim dikdörtgen değil hafif konik
Nasıl aşıyor insanlar insanların etrafındaki surları? Yalanlar mı yaklaşmanın en güzel yolu kalelere, yoksa doğruları kuşanmış bir ordu mu daha kolay aşacak duvarları?
Huysuz bir adamın günlüğünde duygusuzluğun doruklarına ulaşmış insanlardan bahsediliyordu.Sokak lambalarından daha sessiz olan bitenleri izleyen insanlar, artık hissedemeyen, gece dahi karanlıkta kalıp, karanlık bırakmayı tercih eden insanlar. Onlardan bazılarını "nasırlı kalpler" diye adlandırdı huysuz bir adam.
Ütopyalar ne zaman kendine çeker insanı? İnsan ne zaman ütopyalara çekilir?
Nasırlı kalpler diyordun, çoğu zaman en büyük yalan ve en küçük doğrulara karşı savaşmış, içerilerinde yanan o son ufak ateşi korumak için dizerler taşları, üst üste, yan yana ve tekrar üst üste. Artık ne ışık görünüyordur ne de kale, tek görünen büyük bir taş.
Nasırlı kalpler diyordu huysuz bir adam "karşılaşınca onlar 'aşk' arayan ile, zaman gerek bir taşın ötesine geçmeye".
Sabır yok artık, beklemek imkansız, tayfa huzursuz, günler oldu karayı görmeyeli. Her doğan güneş eritiyor buza dönen umutları ve gece cömert değil bu günlerde, yetmiyor soğuğu kurtarmaya eriyen buzu.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyorum, mürekkep karası kelimeler altlarında gizliyor ümidi. Çünkü huysuz bir adam gizlemiş umudunu ve örmüş taşları üzerine, kimse ondan bir daha çalamasın diye.
Eksik olan şimdi tamam, mümkün artık aşk yaşaman.
6 Kasım 2016 Pazar
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum (deneme)
Tarih sayfalarında unutulmamış, ancak kimsenin de asla hatırlayamayacağı bir gündü. Unutmak ile hatırlamamak arasındaki çizgi kadar ince ince işlenmiş ahşap pruvası kendine bakan gözleri uzun süre meşgul etmesiyle ünlüydü. Kaptan kamarasında bir adam iskele tarafına kurulmuş kitaplığın önünde, genişçe omuzları ve nasırlı ellerini masaya uzatmış, aklındaki binlerce düşünce ile kırışmış alnın altında çatık kaşları büyük bir haritaya bakıyordu. Ayaklarının altındaki tahtaların her kıvrımını ezbere bilen bu adam, geçmişini, anılarını, hüzünlerini, yaralarını, hayallerini ve düşlerini en azgın denizlerde bile hayatta kalmayı başarmış bu gemi ile bütünleştirmiş olacak ki gemi kendi adını taşıyordu.
Birden doğruldu, gözlerini kıstı, kapıya doğru yöneldi. Ahşap kapı gıcırtı ile açıldı, başını hafifçe eğerek kapıdan geçti, ana güverte ve kıç kasarada bir sessizlik peydah oldu. Günlerdir beklemekten biraz sıkılmış fayfa aynı anda doğruldu, gözler köprüye dikildi. Kaptan tek bir kelimeyi sert ve gür bir ses ile haykırdı. Avara! Herkes ne yapması gerektiğini biliyordu, o saniyeden sonra gereksiz hiç bir şey konuşulmadı. Çapa alındı, ana yelken açıldı, Dümencisi yanına geldi, ağır adımlarla baş kasaraya doğru yürüdüler. Rüzgarın bu ahşap yığınını ilk hareket ettirmesiyle beraber kafa açtılar. Kaptan ince ince işlenmiş pruvaya baktı, rüzgar karşıdan esiyordu. Hiç kimsenin asla hatırlayamayacağı bir gün, zihninde hatırlayamadıklarının getirdiği hüzün ile başlamıştı.
Huysuz bir adamın günlüğünü okuyordum. Okudukça kayboluyordum. Hiç dünya denizinde kaybolan bir gemi hayal ettiniz mi?Hiç bu gemide olduğunuzu hayal ettiniz mi? Bir gemi olduğunuzu hiç hayal ettiniz mi? Bulunamayan yerleri bulmak için önce kaybolmak gerekirdi.
4 Kasım 2016 Cuma
Azıcık ucundan yazsam..
| Lecco |
Edit: Bu sefer biraz uzun oldu, umarım sıkılmadan okursunuz. Arka plana müzik isterseniz lütfen buraya tıklayınız.
Selam kendim ve yazılarımı okuyan bir-kaç kişi.
Selam kendim ve yazılarımı okuyan bir-kaç kişi.
1 ayı geçti ben geleli Milano'ya. Şimdiki duygularımı kaybetmeden bir şeyler yazayım istedim. İlk izlenimim büyüleyiciydi. Çünkü insan bir yeri gezmeye gittiğinde oradan beklentisi de varsa her şey harika görünür. Ama insan bir şehirde sadece gezmiyor ve o şehirde yaşıyorsa zaman ile o büyü kayboluyor olabilir. Genelde kaybolur.
Ben buraya geldim geleli gidip gördüğüm yerleri birazcık anlatmaya çalışacağım. Sonra "yediğin içtiğin gezdiğin yerler senin olsun, bize okuldan bahset" kısmına geçeceğim.
| Lecco |
Lecco, Milan'ın kuzeyinde küçük bir şehir. Ters V şeklinde olan Como gölünün sağ ayağına kurulmuş muhteşem bir yer. Milan'dan tren ile yaklaşık 40dk sürüyor ve tren ücreti tek yön 5€. Hafta sonu insanlar bisikletleriyle trene atlıyor ve bu küçük, muhteşem göl şehrinde bisiklet sürüp doğanın keyfini çıkarıyorlar.
Ben gezerken şehirde küçük bir pazar - panayır gibi bir olay vardı. Geleneksel peynir - zeytin vb. ürünler satılıyordu ama satın almadım.
| Como |
Buradan feribot ile (12€) Como şehrine gidilebiliyor. Neredeyse 5 saat Lecco da zaman geçirdik, öğlen yemeği olarak lazanya yedim. Ancak makarna yiyen arkadaşlarım daha çok beğendiler. Dondurması gayet güzeldi, ama asıl güzel olan muhteşem göl manzarasında aynı zamanda göl kenearından yürüyerek dondurma yemenin keyfiydi. Akşam 5 gibi yine tren ile Lecco dan ayrıldım ve Milan'a döndüm.
| Como |
Como İse göle ismini veren asıl şehir. Lecco'dan daha büyük. Yine Milan merkez tren istasyonundan tek yön 5€ verilerek 40-45 dakika süren bir yolculuk ile ulaşılıyor. Gölün ortasında "life electric" isimli bir heykel var, ve bu heykel Alessandro Volta'ya hitaben yapılmış. Kendisi bir Como'lu ve batarya nın mucidi :)
Şehrin en güzel olayı çook eski bir feniküler ile tepeye çıkıyorsun. Ücreti yanlış hatırlamıyorsam 5€ gidiş-dönüş. Tepede gerçekten muhteşem bir manzara var. Çok zengin ailelere ait olduğunu tahmin ettiğimiz, daracık sokaklar içerisinde dik bir eğime yerleştirilmiş güzel ve lüks yapıların içerisinden geçiyorsunuz. Bu manzara eşliğinde fenikülerin hemen yanındaki kafede margaritha yemenin bedeli ise 8€.
İlk iki haftamı böyle minik göl gezileri ve bisiklet hayalleri ile geçirdim. Dersler başladı ve sınıfların kalabalıklığı ile ilgili şikayetlerim de aynı zamanda vuku buldular. Çünkü aldığım üç dersin sınıf mevcutları 200 - 170 ve 500. Türkiye'de alışık olmadığım bir sistem. Hiçbir dersimde vize sınavı yok. Sadece final sınavı var. 2 dersimde ayrıca sözlü sınav var. Yazılı sınavı geçmek pek bir şey ifade etmiyor. Ekim - Ocak aylarının tamamında işlenen konulardan sorumlusun ve hepsini çok iyi bilmen gerekiyor. Benim ezberim kötü ne yapacağım derken Ekim'in üçüncü haftasında da Floransa'ya gitmeye karar verdim. Otobüs biletini bir hafta önceden alırsanız gidiş geliş 19€.
| Floransa - Duomo Yanı |
Bu şehre hayran olmamak mümkün değil, her tarafında bir sanat eseri var. Şehrin sokakları insan dolu ve hemen her yere yürüyebiliyorsunuz. Şehirlerin en büyük kilisesine Duomo adı veriliyor. Buranın da Duomo su oldukça güzeldi, ve gezmesi ücretsiz. Milano'dakine 2€, Como dakine 5€ vermek zorundasınız.
| River Arno |
Şehrin ortasından Arno Nehri geçmekte. Oldukça güzel bir nehir, yaz aylarında insanların yüzdüğü söylenir, ama ben kısmen soğuk bir zamanda gittiğimden dolayı böyle bir manzara ile karşılaşmadım. Şehirde nehri süsleyen çok güzel ve eski bir köprü var ismi Ponte Vecchio, Şehrin bir çok yeri pahalı ve hemen hemen tüm müzeleri ücretli. Bu yüzden öğrenci olmamın avantajını bile kullanamadım. Eğer mimarlık veya güzel sanatlar öğrencisi iseniz bu müzelerin hemen hemen hepsine ücretsiz girebiliyorsunuz. Ancak başka bir bölüm öğrencisi iseniz giremiyorsunuz. İtalya'da bir gariplik daha..
Bu şehirde bayıldığım yer Piazzale Michelangelo oldu. Şehri tepeden gören bir yer, kolaylıkla yürüyerek gelinebilir, insanlar gün batımını izlemeye geliyorlar. Oldukça keyif verici bu eyleme ben de dahil oldum. Ancak ikinci bir olaydır ki gün sadece batarken değil doğarken de muhteşemdir. Bu sebeptendir sabah erkenden kalkıp gün doğumunu izlemeye gelen bir kaç kişi ile beraber bu tepenin sakinliğinin keyfini çıkarmış olmam.
Aslında hiç planda olmayan bir şekilde 7 kişiye ek olarak bir yolculuğa dahil oldum. Sağdaki fotoğraf Milano Centrale tren garında kiraladığımız Ducato ile 29 Ekim tarihinde çekilmiştir. Sonrasında neler mi oldu dersiniz? Roma'ya sürdük. Gece Roma'ya ulaştık. Ben geçtiğimiz sene bu şehri ziyaret etmiştim. Italya'ya ilk gelişim de böyle olmuştu. Gerçi o zamanlar genç ve enerjiktim. Akşam 7 gibi Roma'ya ulaştık ancak akşam oldu diye boş durmadık ve şehri gezmeye başladık.
En büyük kararlarımız Ducato'yu nereye park edelim konusuydu. Ancak park olayını da çözdük ve gece Pantheon, Aşk Çeşmesi, İspanyol Merdivenleri derken iyice yorulduk. Ve dinlenmek üzere otele geldiğimizde kalemimi kaldıracak dermanım kalmamıştı.
Sabah güne erken başlayıp gece göremediğimiz yerleri gezmeye başladık, öğlen çok otantik bir yerde yemek yedik ve yolumuza devam ettik. Bir sonraki durağımız Napoli.
Napoli hakkında yazılanlar hiç iyi değildi. Napoli'ye girerken çılgın bir trafik ile karşılaştık, kimse kural dinlemiyor ve beyinlerini kullanmadan araçlarını kullanıyorlardı. How to survive in NAPES (NAPHOLIQUES) ? Böyle bir yazı görürseniz şaşırmayın. Çok bilmişler için, az bilmiş birinden gelen bir yazı olabilir.
Gece şehrin ara sokaklarına kendimizi biraz tedirgin olarak attık, ama bir süre sonra tedirginliğimiz ortadan kalktı ve keyifle gezmeye başladık. En güzel pizza Napoli'de yenir dedikleri kadar varmış. İncecik hamuruyla pizza yapan bir yerde oturduk. Çok güzeldi
| Pompei |
Sabah erken kalkmak gerekir, yol almak için.
Rotamız Pompei, hani şu filmleri çekilen, efsaneler konu olan, dinlerde hikayeleri anlatılan şehir. Benim için tam anlamıyla hayal kırıklığıydı. Girişe kişi başı 12,5€ ödedik, şehri gezmemiz yaklaşık 2 saat sürdü. Şehrin iki çok önemli olayı var. Birincisi şehir planı, gerçekten MS. 79 yılında yok olan bir şehir için yeterince lüks, gelişmiş ve takdire şayan bir şehir planı gözlemledim. Sokaklar, caddeler, meydanlar, evlerin yapıları oldukça güzeldi. İkinci olay hikayesi, şehirde o kadar net bu hikayelerin yansımasını göremiyorsunuz (veya biz rehber eşliğinde gezmediğimiz için ben öyle hissettim) ancak 1500 yıl gömülü kalan ve sonra tekrar yavaş yavaş açığa çıkarılmaya başlayan bu şehirde ölen insanların küller altında kalan bedenlerini göstermenin yolu 1900lü yıllarda yapılan kazılar zamanında bulunuyor. Küllerin içinde yok olan bedenler birer boşluğa dönüşüyor. Bu boşluk özel bir yöntem ile boşluğun içerisine alçı enjekte edilerek boşluğun şeklinin çıkarılması şeklinde gerçekleştiriliyor. Bu oldukça etkileyici. Sağdaki resimde Pompei'den bir meydan ve arkada yanardağı görebilirsiniz. Ancak Efes kaba tabirle buraya on basar.
| Amalfi |
Pompei'de hızlıca McDonald's dan bir şeyler yedik ve ani bir plan değişikliği ile daha da güneye Amalfi'ye gitmeye karar verdik. Yol yaklaşık iki saat sürdü, yok çok dar, çok virajlı ve acayip sıkıcıydı. Ve burada araç kullanmak beni feci şekilde yordu. Ama sonunda ulaştığımız yer muhteşemdi. Bu küçük kıyı şehri bize Ekim ayının son günü denize girme imkanı sundu. Gerçi deniz çok soğuk, ben çok yorgun ve güneş ile vedalaşmak üzereydik. Sadece bir kaç dakika bu zevke nail oldum.
| Amalfi - Duomo |
Amalfi gerçekten minicik bir şehir, kaç insan yaşıyor bilmiyorum ama bir kaç caddeden ibaret, ancak Duomo'su oldukça güzel görünüyor.
Bir şehrin Duomo'su ne kadar güzel görünüyorsa o şehir o kadar zengindir, ben böyle anladım.
| Napoli - Ovo Kalesi |
| Napoli - Kıyı Şeridi |
Az laf çok fotoğraflı bir yazı olsun istedim. O yüzden Amalfi'den Napoli'ye dönerken yollarda neler çektiğimi anlatmayacağım. Ve o gece yediğim muhteşem 4 peynirli pizzanın da tarifini vermeyeceğim.
Güle güle diyerek Amalfi'de uğurladığımız güneşe Napoli'de bir kez daha merhaba dedik. Bugün son günümüz, yola çıkmamız lazım, ancak görebildiğimiz kadar yer görmek istiyoruz. Sabah erkenden otelden ayrılıp şehre indik. İlk durağımız Ovo kalesi oldu. Burayı tercih etmemizin nedeni çok merkezi olması, otoparka yakın olması, sahil şeridinde olması ve girişinin ücretsiz olmasıydı :) Kale oldukça güzel, 1600 yıllık ancak bir çok yeri sonradan revize görmüş. Kalenin içerisinde evler var ve girilmesi yasak, kapalı alanlar. Kalenin surlarından denize doğru bakıldığında alt taraflarda eski revize görmemiş asıl kale taşları görünmekte, üst taraflar yıllar içerisinde değiştirilmiş, denizden kaleye vuran dalgaların sesi bana Sinop hapishanesini hatırlattı. Ömrünün bir kısmını Sinop'ta hücrede, dalgaların sesini duyarak ve nemli havayı soluyarak geçirenler geldi aklıma. Sebahattin Ali geldi, Nazım Hikmet geldi, Mustafa Suphi geldi ve gözlerim doldu. Ancak bunu kimselere söyleyemem. Aramızda kalır diye buraya yazıyorum.
| Siena Meydanı |
Duygusal bir yükselmenin ardından dönüş yolunda geçiyoruz. İstikamet Milan, ancak 800km yol döneceğiz ve bir yere uğramazsak olmaz. Evet orası Siena. Sadece bir kaç saat geçirmemize rağmen bu şehre hayran kaldım. Palio denilen geleneksel at yarışlarının yapıldığı en meşhur şehir burası. Çok zengin bir şehir, çok seki bir şehir planı ve şehrin ortasında kocaman bir meydanı var. Duomosu gördüğüm en güzel yapılardan bir tanesi. Gothic tarzda bir mimariye sahip. Yapılar gothic leştikçe benim onlara olan ilgim, ve onların geceye olan uyumu artıyor. Burada da öyle oldu.
Genelde yalnız geziyorum, ilk defa bu kadar kalabalık bir grupla gezdim. Ve 8 kişi ne kadar eğlenebilirsek o kadar keyifli vakit geçirdim..
| Ders başlamadan 40dk önce gelip yer tutan insanlar |
Benden haberler bu kadar, hep güzel şeyleri dışa vurmak, kötü şeyleri çöpe atmak felsefesiyle ilerlemeye çalışıyorum. Gurbet ellerde bana destek olan, halimi hatrımı soran herkese çok teşekkür ederim.
Özlemek değil, hayatı paylaşamamak aklımı uçuran..
Etiketler:
amalfi,
como gölü,
floransa,
italya araç kiralama,
lecco,
milano,
napoli,
pompei,
yurtdışı,
yüksek lisans
19 Eylül 2016 Pazartesi
Yaprak Çıtırtıları
Ne zaman eylül gelse sonbaharın muhteşem güzelliği belirirdi gözlerinin içinde. Aşık olacak gibi olur, kalbi gözlerinde atar ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürürdü.
Bir Eylül ayında tanıdıklarını, unuttuklarını hatırlar, kırmızıya dönen yapraklardan yolda toplar kitaplarının arasına koyar ve unuturdu.
_____________
Az önce bir arkadaşım aradı "napıyorsun?" dedi ve ben "çalışıyorum abi sen napıyosun?" dedim. "Yuh lan perşembe günü gitmiyor musun? Sendeki de ne çalışma aşkıymış, yoksa cimrilikmi :/ neyse sen hesabını yapmışsındır" dedi ve kapattı.
_____________
Belki eskisi kadar sık yazmaya başlarım blog yazılarımı. Kafamdaki planlar işlerse belki biraz gezi yazısı falan da paylaşırım sizinle.
Ve-hasıl-kelam ben şuan işyerindeyim, son iş günüm. Tamı tamına 241 gündür çalışyorum, şimdiye kadar en uzun çalıştığım, iyisiyle kötüsüyle iş hayatıyla, iş arkadaşlarımla tanıştığım, sayesinde hiç gitmediğim yerlere gidip, hiç yemediğim yemekleri yediğim iş yerimde son günüm.
Perşembe günü gidiyorum, hazırlıklarım neredeyse tamam, Alemde bir şeklimiz olmasa da yaşamda bir duruşumuz var diyerek mütevazilik koridorunda yürüyen benden çok bir beklentiniz olmamasını rica ederim.
(NOT: Şuan bu yazıyı yazarken iş yerinden arkadaşlarım (Ebru, Semra Abla, Ebru Abla, Sevinç, Sevda, Yeşim Abla, Fatih, Mustafa Abi) bana süpriz yaparak güle güle git pastası almışlar ve 3 mumu olan bu pastayı 3 dilek tutarak üfledim. Beni çok mutlu ettiler, güzel hatırlanmak, güzel hatırlamak kadar mutluluk verici. Onlara da çok teşekkür ediyorum)
2 sene sonra veya 10 sene sonra ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yok, ancak asla ümitsiz değilim, aksine çok heyecanlı ve zımba gibi hissettiğimi söyleyebilirim. Yeni maceralar her zaman beni heyecanlandırır, yeni yol şarkıları da her zaman beni dinlendirir (tıklayınız).
Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.
Bir Eylül ayında tanıdıklarını, unuttuklarını hatırlar, kırmızıya dönen yapraklardan yolda toplar kitaplarının arasına koyar ve unuturdu.
_____________
Az önce bir arkadaşım aradı "napıyorsun?" dedi ve ben "çalışıyorum abi sen napıyosun?" dedim. "Yuh lan perşembe günü gitmiyor musun? Sendeki de ne çalışma aşkıymış, yoksa cimrilikmi :/ neyse sen hesabını yapmışsındır" dedi ve kapattı.
_____________
Belki eskisi kadar sık yazmaya başlarım blog yazılarımı. Kafamdaki planlar işlerse belki biraz gezi yazısı falan da paylaşırım sizinle.
Ve-hasıl-kelam ben şuan işyerindeyim, son iş günüm. Tamı tamına 241 gündür çalışyorum, şimdiye kadar en uzun çalıştığım, iyisiyle kötüsüyle iş hayatıyla, iş arkadaşlarımla tanıştığım, sayesinde hiç gitmediğim yerlere gidip, hiç yemediğim yemekleri yediğim iş yerimde son günüm.
Perşembe günü gidiyorum, hazırlıklarım neredeyse tamam, Alemde bir şeklimiz olmasa da yaşamda bir duruşumuz var diyerek mütevazilik koridorunda yürüyen benden çok bir beklentiniz olmamasını rica ederim.
(NOT: Şuan bu yazıyı yazarken iş yerinden arkadaşlarım (Ebru, Semra Abla, Ebru Abla, Sevinç, Sevda, Yeşim Abla, Fatih, Mustafa Abi) bana süpriz yaparak güle güle git pastası almışlar ve 3 mumu olan bu pastayı 3 dilek tutarak üfledim. Beni çok mutlu ettiler, güzel hatırlanmak, güzel hatırlamak kadar mutluluk verici. Onlara da çok teşekkür ediyorum)
Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.
18 Temmuz 2016 Pazartesi
Neler yaşadık be ah minnoş kalplim
Benim hafızam bir kaç yıldır zayıf. Bilen bilir önce yalnız kalmamak için başladım yazmaya, daha sonra yazı kendimi öğretti bana. İlerde vay be ne yaşamışım deyip hatırlamak için de yazdım, bazen buraya hiç yazmayıp aylar boyu tembellik yaptım. Ve gün geldi yazmasam duramayacaktım!
En son yirmi üçüncü isim günümde bir şeyler anlattım sana. Bu yüzden aradaki zamanı hızlıca özet geçiyorum:
-Lojistik sektöründe girdiğim işten çok memnunum, aile gibi bir şirkette çalışıyorum 6 ay oldu.
-Odtü de başladığım yüksek lisansta sözel ders diye aldığım ders bölümün en baba derslerinden çıktı (endüstriciler bakınız*). Ama nasıl olduğunu bilemiyorum finalde yardırdığım için CB ile geçmeyi başardım, gururum okşandı sevindim.
-Düzenli olarak çalışmak bana zor geldi, işte geçirdiğiniz o uzun zamandan zevk alabileceğiniz bir şeyler muhakkak gerekiyor. Aynı zamanda iş dışında geçirdiğiniz zamanı da o kadar dolu yaşamalısnız ki rutin düzen içerisinde günler su gibi akıp geçerken arkanıza baktığınızda "anaaa geçti gitti zaman" değil de "anaaa ne çabuk geçti gitti zaman ama bir sürü şey sığdırdım o zamana" diyebilesiniz.
-İşten ayrılıyorum arkadaş. İtalya'da Politecnico Di Milano isminde bir üniversiteye kabul aldım. Henüz bursum yok ama DSU bursu isminde italyan hükümetinin verdiği bütçemi acayip rahatlatacak bir burs var. Ve bursa var şimdiye kadar başvuran hemen hemen tüm Türk öğrencilere çıktığı söyleniyor. Ümitlerim bu yönde, varsa bi duanızı alırım.
ASIL MESELE:

Arkadaş 15 Temmuz'da hepiniz gibi bizde çok uzun bir gece yaşadık. Ben bu olayları -ki halen etkisi çok yoğun devam ediyor- kendi çapımda değerlendirmek istiyorum. Ama baştan uyarayım, siyasetiniz benden uzak dursun, hayalleriniz fikirleriniz varsa yanaşın göğe bakalım ve zamansızca konuşalım.
Evim MİT'e yakındır üzerimizde alçak uçan helikopter, MİTe açılan ateş ve gelen silah sesleri ile kafamızda deli sorular evin içinde dolaşmaya başladık. Televizyonda köprülerin jandarma tarafından kapatıldığını öğrendiğimizde annem "oğlum darbe oluyor galiba" dedi. Evet annem ayıkmıştı. Hepimizde beyin var tabi ama böyle şeyler söz konusu olunca sinaptik boşluklarımızda daha bir hareketlenme oluyor ve saniyede binlerce düşünce kafamızda dolaşmaya başlıyor.
En büyük korkum silahlı bir gücün mecliste bulunması ve bunun getireceği etki ile ülkemiz için alın teri döken insanların, ülkem için kurduğum hayallerin, ablamın doğmamış çocuğunun ve bu ülkenin milyonlarca gencinin geleceğinin kararacağını düşünmemdi. 30 yıl geriye gitmek istemiyordum ve bunun için ne yapabileceksem bunu yapmaya hazırdım.
Bir sürü olay yaşadık, ilk defa bir jetin ses sınırını geçmesiyle oluşan sesi duyduk, ilk defa ağır makineli ile helikoptere atış yapıldığında çıkan sesi, bir bombanın düşüş gürültüsünü duyduk, ilk defa ateş açıldığında ortaya çıkan ışık hüzmesini gözlerimizle gördük.
Ve o gece öldük, sırtımızı dayadığımız - ülkemizi emanet ettiğimiz komutanlar polise ateş emri verdiler, en kritik kamu binalarını ele geçirmek için harekete geçtiler, en en kötüsü bazı insan olmayan askerler sivil halkın üzerine ateş açtılar, sivilleri öldürdüler, masumlara kıydılar, çocukları öksüz bıraktılar.
Darbe için bu kadar az sayıda asker ile basit bir şeyi kapsayadak plan yapıldığını kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü kuvvet komutanları ortada yok arkadaş! Darbeciler kendi arasında mı bölündü, darbe önceden fark mı edildi, birileri sonradan vaz mı geçti, halkın meydan inmesi herşeyi değiştirdi mi, kanunsuz emri uygulayanlar cinnet mi geçirdi bilmiyorum. Kim kimdi neciydi bilmiyorum, ama bu milletin halkına silah sıkılmaz kardeşim!
Bu yaşanan olayların gezi ile bağdaştırılmasını da doğru bulmuyorum. Gezi de meydanlarda olanların yarısı tayyip düşmanı, çeyreği provakatör geri kalan çeyreği tertemiz duygularıyla sokağa çıkan insanlardı. Gezi de otobüsler yakıldı, kamu malına zarar verildi, kaldırımlar söküldü, polis taşlandı ve kısa vadede tertemiz düşünce kısa sürede ülkenin feci şekilde zararına olacak bir yöne kaydırıldı. Onlarca insan öldü, ali ismail öldü, küçücük yüreğiyle berkin öldü, bunu yapan bir kaç kalpsiz ve insaniyetten çıkmış polis memuruydu. Bunu unutmayacağız ama bu başka o başka arkadaş farkına var!
Halkın meydanlara çıkmasını doğru buluyorum. Zira cumhurbaşkanı ile herhangi bir duygusal bağım yok, hükümet partisi ve diğer partilerle de aynı şekilde. Devlet'in ne demek olduğunu bilen, devleti el üstünde tutan, demokrasinin arkasında sonuna kadar duran bir insanım. Eğer televizyon yayınları dursaydı dahi sokağa çıkıp tankların önünde askerlere "yapmayın" demek için kendimi hazırlamıştım, 30 yıl geriye gitmek ile ilgili yaptığım bir seçimdi bu.
Ha sonuca gelirsek, sonuç olarak ne oldu bilmiyorum, bugün WikiLeaks birden ilgisini ülkemize çevirdi ve belgeler yayınlayacağını söyledi, gerçi henüz yayınlamadı. Kuvvet komutanları ve genel kurmay başkanı uzun süredir ortada yoktu o kısmı çözemedim. helikopterlerin taradığı yerlerin bazılarını gözümle gördüm bazılarının tekrar tekrar videolarını izledim zamanları değerlendirdim işin içinden çıkamadım bir mantığa oturtamadım. Sağdan soldan yalan ve doğru aldığımız tüm bilgileri ve medyanın yansıttıklarını üst üste koydum hiçbir şey oluşturamadım. Cnn RTE ye ulaşan kanaldı ve o gecenin gözde kanalıydı resmen show yaptılar, kanalı basmaya toplam 5 asker geldi o kısmı anlamadım. O kadar general yakalanırken ağızlarından gık sesi çıkmadı hiçbiri inkar etmedi ve hiçbir şey de söylemedi ve ben de hiçbişey anlamadım. Askeriyenin içinde bu kadar dindar -adı geçen örgüte üye- adam olduğunu hiç sanmıyorum o kısımdan hiçbişey anlamadım. Ununu elemiş eleğini asmış çok yüksek rütbelilerin ülke bu kadar güçlüyken siyasi olarak kaygan bir zemin oluşmadan ne ayak ki çoluklarını çocuklarını bu duruma düşürecek ve halka ateş açacak kararlar vermeyi göze aldılar o kısmı anlamadım. Biz bu ülkede kendi topumuzu, tankımızı ve helikopterimizi üretmeye başladık ama CBSarayının etrafında sarayı korumak için askeri ve teknolojik mühimmat değil de belediyenin harfiyat kamyonları duruyor bunu anlamadım. Olaylar ne kadar karışık ki korkudan etimesgut zırhlı birliğindeki tüm tankların akü kabloları söküldü, anahtarları, benzin pompaları ve diğer tüm kritik parçaları farklı fiziksel yer ve farklı yetkililere emanet edildi ve bu 3 gün geçtikten sonra alınmaya devam eden bir önlem ve ben bundan da hiçbişey anlamıyorum. HDP buradan kendine pay çıkartmadı ve ülkemizde o kadar canlı bomba ve terörist var ona rağmen bu karışıklıktan faydalanıp bir terör olayı olduğunu duymadık, ben terörist olsam kesinlikle bu kargaşadan faydalanırdım burada bişeyler yanlış ve bunu anlamadım.
O KADAR İNSAN ÖLDÜ HALEN GÜLÜP EĞLENEN MEHTER MARŞI ÇALARAK SOKAKLARDA DOLAŞAN İNSANLARI DA ANLAMADIM. SEN BU ÜLKE İÇİN, BU DÜNYA İÇİN EN UFAK BİR KATKIDA BULUNDUN MU? KİMSEYİ ÖTEKİLEŞTİRMEDEN ÖNYARGISIZ KUCAK AÇTIN MI? YOLA TÜKÜRENE TÜKÜRME, ÇÖP ATANA ATMA DEDİN Mİ? ÇALIŞTIĞIN İŞTE GÖREVİNİ EN İYİ YAPMAK İÇİN ÇABA SARF ETTİN Mİ? ŞİMDİ MEHTER MARŞINI AÇ VE KORNA ÇALARAK UZAKLAŞ. BEN ANLAMIYORUM.
Lafı çok uzatmaya niyetim yok, ben basit bir insanım ama bu yaşanan olayları ne tek bir kişiye ne tek bir örgüte ne tek bir devlete yükleyecek kadar aptal değilim. Neyin ne olduğu hiç belli değil ve bundan sonra ne olacak bilmiyorum. Dediğim gibi ben basit bir insanım darbe uzmanı değilim, siyaset uzmanı hiç değilim ancak biliyorum ki;
Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır**
Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır***
Uzunca süredir gündem ile ilgili bir şeyler yazmamıştım. Yazıyı tekrar okuyup editlemem doğru olur ancak ilk yazdığım gibi bırakmak istiyorum. Ve ben 22 Eylül'de gidiyorum:) iyi bir eğitim alacağım, bir dil daha öğreneceğim, yeni insanlar ve yeni kültürler tanıyacağım. Bir fidan gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamamız için her nefesimi heyecan ile almaya devam edeceğim.
*Obj= minimize 0 / böyle amaç fonksiyonu mu olur allasen.
**Mehmet Akif Ersoy
***Mustafa Kemal Atatürk
22.17 - 18Temmuz16
Ankara


