9 Şubat 2023 Perşembe

Otuzuncu İsim Günümde

 Depremin üçüncü günü de tamamlandı. Halen kurtarılanlar oluyor ancak durum oldukça kötü.

Yazılım sektöründe çalışan binlerce Türk ün de destek olduğu bazı uygulamalar geliştirildi ve hem AFAD hem STK lar tarafında kullanıldı.

afet.orgafetharita.comdepremyardim.comdeprem.ioafetbilgi.combeniyiyim.com

Bugünden sonra oradaki lojistik ihtiyaçların ve yardımların organize edilmesi çözülmesi gereken en büyük sorun olacak.

__

3 ile başlayan yaşlara da geldik nihayet. Korku seviyem yükseldi, aslında bu korku genel bir korkudur. Yaşlanma korkusu değil, sevdiklerinin de yaşlanmasına yönelik korku, artık hayallerimi gerçekleştirmek için daha az vaktim var gibi hissediyorum.

Yaşadığım en buruk donuk ve duruk doğum günü olabilir. İşten bile yarım günlüğüne izin aldım. Bugün Eceye anlattım; aslında hayal ettiğim düşündüğüm ve başarabileceğimi umduğum çoğu şeyi başaramamışım veya sadece ufak bir adım atıp bırakmışım. Belki çok fazla şey istedim belki de istediğim şeyler benim için çok fazlaydı. Bunları bilemiyorum. 

Ankara'ya bir miktar kar yağdı ve çatılar bembeyaz oldu, şehrin griliğini biraz örttü diyelim.. 

Mülakatlar, yeni şehirler, yeni ülkeler, hastalıklar, karavan, tatil, kariyer.. 

Yapacak o kadar çok şey ama aktaracak o kadar az kaynak var ki. Önceliklendirme ve mutluluk dolu bir yıl diliyorum bize. Çünkü en çok ihtiyacımız olan biraz huzur, biraz mutluluk. Komplikasyonlardan olabildiğince kaçmak istiyorum, deprem/pandemi/siyaset/ekonomi...

Son olarak da sağlık diliyorum, 26 aylık abone olduğumuz spor salonuna henüz 26 defa gitmedik, ama bu bizim ayıbımız değil akdere'nin ayıbı. 

Çekiç Kafa
Ankara

7 Şubat 2023 Salı

Deprem

 Dün gece 04:17 civarında Ankara'daki evimizde sarsıntı ile uyandık. Biraz şiddetliydi ama kısa sürdü. Akabinde öğrendik ki 7.8 (veya 7.4) büyüklüğünde Hatay civarında bir deprem olmuş.

Son yüz yılın en büyük ikinci depremi olduğu söyleniyor. Haberler çok kötüydü ve Maraş-Antep-Adana-Hatay ve çevre illerde çok büyük hasarlar var. Sabah saatlerinden itibaren ülkede sivil toplum ve devlet organizasyonları yapılmaya başlandı.


Ben işe gitmiştim. Mahall Ankara'nın 15. katında öğle saatlerinde Ece ile telefonda konuşurken tekrar bir deprem oldu. Bu da 7.6 şiddetinde Maraş merkezli çok uzun süren bir depremdi. Yüksek katta olmamız hasebiyle baya bir sallandık, baya bir korktuk, baya bir üzüldük.

Biz ki yüzlerce kilometre uzaktan korkacak duruma geldik, yüzlerde bina o anda yıkıldı, binlerce can da beraberinde yok oldu.

Depremin 20. saatindeyiz, artçı ile beraber çok büyük kayıplar olduğu açıklanıyor. Sosyal medyadan takip ettiğimiz kadarıyla durum içler acısı. Ahbap en büyük toplumsal organizasyon rolünü üstleniyor. İnsanlar enkaz altından twit atıyor, story atıyor adres vererek kurtarılmayı bekliyorlar. Allah hepsinin yardımcısı olsun.

İlk 20 saat bitti, 9. saatinde gerçekleşen çok büyük bir artçı ile depremin etkisi çok daha arttı. Çok yoğun farklı duygular yaşıyorum kelimelere dökmem imkansız ama ömrüm olursa bunu hatırlamak istiyorum. Az önce açıklanan rakamlara göre 6300'den fazla bina yıkılmış, 2300 den fazla ölüm var. GaziAntep belediye başkanı 1 milyon insanın dışarıda olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra hava koşulları da hiç müsait değil, elektrikler yok, arama kurtarma faaliyetleri tüm çabalara rağmen yetersiz kalıyor çünkü etkilenen bölge sayısı inanılmaz büyük. Ana yollar ve havalimanları da hasarlanmış durumda.

Allah milletimizin ve afette zarar gören herkesin yardımcısı olsun. Bu acıyı hayal bile edemem, hayal etmeye çalıştığımda bile nefessiz kalıyorum. 

30 Aralık 2022 Cuma

Zamanla barışmak

Bir zamanlar amansız hayallerle büyük adam olmak, büyük işler yapmak ve zaman içerisinde dans etmek isterdim. İstediklerimizin yüzde kaçı gerçek oluyor? Yüzde kaçı bizim için çok önemliydi de bunun yüzde kaçı için bir şeyler yaptık!


Ah mühendis kafam, bırak şu analitiği artık! Yazmaktan uzaklaştıkça -ki en çok da 29'uncu isim günümde yazmadan 30 olacağıma yanarım- deliliği kucaklamaya başladığımı düşünüyorum.

Ecnebilerin "overthinking" diye adlandırdığı bu meret benim hassas ve güçlü olduğunu düşündüğüm empati algısının çok da ötesinde bir yerde hayatıma saplanıyor. Belki de seçimler üzerine bu kadar düşünmemeli insan. Belki de daha fazla düşünmeli bilemiyorum.

Gördüğüm şu ki zaman ve zamanla elimize geçenler zaman ile beraber bizden uzaklaşır. İnsan her zaman yaptıklarından değil de yapmadıklarından pişman olur. Bazı şeyleri zamanla anlar, kıymeti, sevmeyi, aileyi, sağlığı.

Vücut şekli değişir, kırışıklıklar artar, dayanıklı ve enerji düşer, olgunluk ve deneyim artar. Birinden birini seç deseler hep derim 19 yaşıma dönmek isterim. 

Daha bugün anlattım dedim ki "altımda motosikletim, sırtımda gitar çantam ile sadece 500 metre uzağa motosiklet ile giderdim". Çok havalı olduğumu düşünürdüm. Dedi ki "havalıymışsın zaten". 

O beni çok özledim. O zaman olmayan bir çok şeye sahibim ve o zaman sahip olduğum pek az şey şimdi benimle.

Bazen düşünmek için kendime zaman veririm ve düşünürüm. Ne yapmamalıydım diye düşünürüm. "breaking change" diye adlandırdığımız versiyon geçişlerinde geriye uyumluluğu bozacak her türlü anı kafamda canlandırırım. Bu beni biraz üzer, oldukça da hüzünlendirir. Ne yapalım deyip güçlü bir tavır takınmaya çalışır ve hayata devam ederim.

Hayata devam etmediğini söyleyenler de hayata devam eder zaten. Ben hayata devam ettiğimi söyler ve omuzlarımdaki yük ile yürürüm, korkmam, üzülürüm, kaçmam.

Keşkeler bizim bir parçamızdır.

30 yaşında insanın kaç arkadaşı kalır? Kaç arkadaşı vardır? Kaç yeni arkadaşı olur? Keşke geçmişten kalan çok arkadaşım olsaydı dediğim zamanlar oluyor. Bir bir yollar ayrılıyor bunu görüyorum ve hayatıma yeni bir insan sokmak oldukça zor geliyor. Zaten istemiyorum da, bu insanı yalnızlığa sürükleyen bir yolculuk mudur yoksa hayat arkadaşlığının yeterliliğinden mi kaynaklanır. Sağlıklı olan hangisidir ve kime göre sağlıklıdır.

Özetle demek istediğim şu: ilkokul, lise, üniversite, yüksek lisans derken aslında paralel evrende dostluğumuzun baki olabileceğini düşündüğüm insanlar ile yollarım ayrıldığı için de ayrıca üzülürüm. Ben ne çok üzülüyormuşum bunu anladım ve buna da üzüldüm. Halbuki 17 yaşımda bu blog sayfasını hayallerimi yazma ve bunları gerçek kılmak, aynı zamanda bir iz bırakmak için yazmıştım. 

Evet insan değişir, yüreği daima aynı kalır!

30.12.2022-Ankara
Zagoncu

14 Şubat 2021 Pazar

28. İsim Günümde

 Yıllar yılları kovalıyor 2 ile başlayan yaşlardan korkarken 3 ile başlayan yaşlar bizi kendine çağırıyor. Bir yandan yaşıyor olmanın, refah ve huzur seviyemizin artmasının keyfini sürdüğümden dolayı şükrediyorum lakin bir yandan da yaşlanıyor olmanın getirdiği ürkütücü bir durum söz konusu. Hayallerimden gitgide uzaklaşıyor muyum yoksa mevcut düzenime daha uygun hayaller mi kurmaya çalışıyorum bilmiyorum. Bir sürü ikilem içerisinde insan yaşayıp gidiyor. 

Bazen cheesecake yapıyor 


Yeri geliyor zamanın imkan verdiği kadar hayalleriyle kucaklaşıyor


Bu yılın en büyük olayı evlenmiş olmamdır. Çok uzun uzun yazamayacağım ama mutluyum, huzurluyum. Her işimiz çok kolay oldu çok güzel bir şekilde tüm zorlulukları beraberce atlattık, ailelerimiz de bizlere destek oldular hiçbir konuda yalnız hissetmedik. Ne kadar şanslıyım desem azdır. 

Pandemi hayatımızı nasıl da değiştirdi, neredeyse 1 sene olacak kısıtlamalar ve maske ile yaşamaya alıştık. Hatta 2-3 aydır haftasonları sokağa çıkma yasağı  var hafta içleri ise 21:00 dan sonra çıkmak yasak. 

Kısmet biraz rahatsızlandı, ocak ayından beri başında yara çıkıyor biraz iyileşiyor. Alerjik mama falan da kullandık ama ne olduğunu henüz tam anlayamadık. Doktorlar da derdimize bir çare bulamadı.

Artık iki kişilik yaşayıp iki kişilik düşünmek gerekiyor, bu hiç yorucu değil aksine çok keyifli. Ama bazen aklım geride bıraktıklarımda (aslında geride değil de önceki düzenimde daha iç içe olduklarımda) kalıyor. Örneğin ananem, annem, babam ne yapıyorlar nasıl idare ediyorlar mutlular mı sorunları var mı açlar mı toklar mı diye düşünmeden edemiyorum. Ailenin yönetimi veya idamesi bende olmasa dahi bu konuda çok yüksek sorumluluk hissediyordum (neredeyse üniversite yıllarımın başlarından beri).

Şimdi yine önümüzde bir sürü seçim bizi bekliyor. Yaşadığımız şehrin, ülkenin şartları ve gelecek planlarımız ne kadar örtüşür neler değişir tam kestiremiyorum. Akademik eğitimler, köy hayatı, karavan hayatı hayalleri. Daha adil ve düzenli bir yerde yaşama istekleri bizi nereye sürükleyecek bilemiyorum. Ancak bildiğim bir şey var ne olursa olsun güzel olacak, sevgi insanları bir arada ve güçlü tutacak. 

4,5 milyar yıllık dünyada 28 yıl yaşadım diye havalara da girdik ya hadi bakalım :) 




15 Ocak 2021 Cuma

Yeni bir yıl

 Yeni bir yılı yaşamaya koyulduk, takvim yaprakları ardı ardına düştü yere ve kurtulamadık halen maskelerden, koronavirüsten. Bir ayı aşkın süredir sokağa çıkma kısıtlamaları devam ediyor. Hafta sonları sadece yürüyerek markete gidebiliyoruz. Hafta içleri ise akşam 9dan sonrası yasak. Kafelerde oturmalar, dışarıda yemek yemeler muhabbetler buluşmalar bir çok şey artık kısıtlı. İnsanlık her zaman bir şekilde mücadelesine devam ediyor.

Hayal kurmak ne güzel bir şey! Hayallerimin en güzel kısımlarından biri haftaya gerçek oluyor. Evleniyorum!. Evet evlilik fobim ve daha ilkokula giderken bile insanların bir gün evleneceğimi söylediklerinde onlara attığım kızgın bakışlar, rahatsızlık duyuşum aklıma geliyor. Her ne kadar da geçmişimle çok barışık olsam ve o zamanki benin arkasında dursam da, şimdi bakıyorum da demek ki tüm 27 yılımın fobisi bu günlerin mutluluğunu yaşamak içinmiş. 

Evlilik sürecinde çok ilginç şeyler yaşanıyor, insanın fikirleri değişiyor, daha ılımlı daha orta yolcu oluyor. Hele eve eşyalar alma kısmı en zevkli kısmı. Çok şükür bu konuda şanslıydık, hem istediğimiz evde oturabildik hem de istediğimiz her eşyayı alabildik. Bir çok duvarın içerisine istediğin eşyaları koyup onları bir şekilde düzenleyip ve sonunda orayı "yuva" haline getiriyor olmak çok eğlenceli bir süreç. 

Kendi çapımda bir minimalizm tutturmuştum kafamda, gerçi bu hep vardı. Hani herkesin kafasında olmak istediği kişi, yapmak istediği şeyler durur ama aslında o olamaz, onu o şekilde yapamaz veya öyle yaşayamaz. Nihayetinde bu da bir seçimdir. İşte ben de öyle baya baya minimal bir şekilde bu süreci geçireceğimi düşünürdüm. Ama öyle olmadı, trendlere mi kapıldık, çevremizden mi etkilendik, birbirimizi mi etkiledik bilmiyorum. Esasında karşıdakini mutlu etme çabası veya imkanlarımızın el vermesinden kaynaklı bir yoldan kaçış olabilir. Bazen de insan yolda öğreniyor aslında ne istediğini. Örneğin: koyu renkli buzdolabını beğeniyorken aslında aradaki fiyat farkına değmeyeceğini anlıyorsun. 

O değil de ne dertlerim varmış. Evcilik gibi yazılar mı yazacaktım! Ne yapayım şimdiki gündemim bu. 

Bu hayatım için çok önemli bir dönüm noktası, çok güzel bir karar ve hayırlı olmasını istediğim bir duadır. Artık iki kişilik yaşamak, iki kişi bir olmak ve hayat yolculuğunda arkadaşlık etmek demektir. On yıldır buraya yazıyorum, bilinçli hayatımın yarıdan fazlası ediyor. Zamanın hızına yetişemiyorum, ve dünya dört buçuk milyar yıldır dönüyor. 

26 Haziran 2020 Cuma

Zaman Susar

Zaman uçar demiştik, zaman her şey gibi tek bir özellik ile belirtilemeyecek durumdadır. Zaman bazen de susar, bekler.

Bir ceviz bahçesinden meyve alabilmek için 7 yıl beklemek gerekir, en iyi verime ise 10. yıldan itibaren ulaşılabilir.

Bir ceviz bahcesinden iyi bir verim alabilmek için altyapısının düzgün olması toprağının ona uygun olması gerekir. Yıllar sonra uzayacak kökler için öncesinde hazırlık yapmak gerekir, bu hazırlıklar yapılmaz ise yıllar sonra ne kadar emek verilirse verilsin diğer bahçeler kadar verim alınamaz.

Hayat da böyledir, bir adım atmadan bir karar vermeden önce bazen beklemek gerekir, bu bekleme her zaman aciklanabilecek bir şey değildir. Zaten bir çoğumuz gerçek düşüncelerimizin çok azını başkalarına aktarabiliriz, her ne kadar uğraşsakta bu böyledir. Cümle muhendisleri dahi bu konuda sadece ortalamadan daha iyidirler.

Toparlamak gerekirse, ne yılların sürecek tecrübeyi birden edinebiliriz, ne ağaçları birden büyütebiliriz, ne de kilometre yapmadan motosiklet sürmeyi biliyorum diyebiliriz.

En kötüsü anlaşılmamak. Bazen yapacak bir şey yoktur, zaman susar ve beklemek gerekir.

5 Haziran 2020 Cuma

Seviniriz ve üzülürüz

İnsan bazen duygularını anlatamaz, kelimeler yavan gelir. Gözlerin gerçeği göremediği ve insanların kalbiyle gördüğü gibi bir şey işte.

Bir dolunay gecesinde yazıyorum cümlelerimi. Her yerde cemalini gösteren şahit olurken yaşadıklarımıza, hayatımdan bir kesit daha aktarıyorum buraya.


Aldığım en anlamlı hediye. Yazdıklarım toplanmış uç uca eklenmiş ve kitap olmuş. Neredeyse her kelimesi beni hayrete düşürüyor. Yazılanlar güzel olduğundan falan değil, yazılmış olmasının güzel olduğundan. Anılar ve anlar teker teker birikip yitip gitmeden bir yerlere işleniyor. 

Kitabın ön sözünü sizlerle paylaşayım:

"Bu kitap 2010 yılından bu yana Mister Zagoncu'ya eşlik eden pek kıymetli bir blog sayfasının kağıda dökümüdür. 
Acı tatlı tüm anılar hatırlanmaya değerdir çünkü bugünkü bizi onlara borçluyuzdur. Yaşama sevincini, hayallerini, üretkenliğini, o kabına sığmaz çocuğu hiç kaybetmemek için bir başucu kitabı. 
Kendisine bu güzel yazıları yazdığı için, kendi hayatlarımızdaki ortak duyguyu bulup çıkardığı için, saklanmış hayallere, hayal kırıklıklarına dokunduğu için, emeği için sonsuz teşekkür eder, yazılarını daha geniş kitlelerle paylaşmasını dileriz."

Hediyeye ne kadar sevindiğimi -gerçi sevinmek yaşadığım duygulardan sadece biriydi- anlatmaya pek niyetli değilim. Bazı şeyler anlatılmadığında daha kıymetli kalıyor. Bu anlamlı hediye ve anlamlı ön sözün temel noktalarından biri hakkında bahsetmek istiyorum: yol önemlidir gittiğimiz yer değil. Olduğumuz kişiyi kabul etmeliyiz, yaşadığımız şeyleri kabul etmeliyiz, ama bu bir duruşumuz bir fikrimiz olsun ve mutlak teslimiyet ile kaderci bir yaklaşım sergileyelim diye değil. Kaderin olduğunu bilerek, geçmişin ve yaşadıklarının farkına vararak, şimdiyi kucaklamanın önemi ile ilgilidir.

Şimdi daha önce birinci seans olarak üzüldüğümüz şeyin ikinci seans üzüntüsünü yaşadık. Ben beynimi durduramıyorum. Birey olarak neleri farklı yapsam neler nasıl olurdu diye düzlerce senaryo kurarak işin içinden çıkmaya çalışıyor ve iyice yoruluyorum. En sonunda kabullenip "şuan böyle oldu TAMAM, şuan içinde bulunduğumuz durumda ne yapabiliriz, gelecek için nasıl bir adım atabiliriz?" diye düşünüyorum. 


Ben gerçekten basit bir insanım. Her şeye bir çözümüm yok. Üzüntümü, sevincimi, içtiğim bir bardak detarjanı bile etrafıma yansıtamayan biriyim. Bu koşullar altında kendi içimde yoğurulup kendi içimde boğuluyorum. 

Her şey için çok şükrediyorum. İstemeyi verenin bir bildiği vardır elbet.. 


Şimdi bu yazıyı yazarken Ayşem yanımda ne güzel bir şey. Ay ve Güneş gibi.