mister zagoncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mister zagoncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2013 Pazartesi

Gittin

bir şarkı ile başlamak güzeldir yine; alpay - yine yağmur yağıyor

bu şiirimi bir derste yazmışım, not kağıdını sekize katlayıp kalemkutuma tıkıştırmışım. bu gün rastladım ona. tarih yok, ancak duygu var.

zaman durmadı ve artık yoksun
ellerim ellerinden, gözlerim gözlerinden
ben senden yoksun

farketmiyor sözlerimin 
ne kadar anlamlı olduğu
çünkü sen gittin

bulutlara kurduğumuz şatolar
onlar da kayboldu birden
anlam veremedim
alıştım zamanla ve barıştım zamanla

dün dağlarda dolaştım, evde yoktun
dağlar mı senden
sen mi dağlardan vazgeçtin?

yinede hep iyi söyledim ardından
suç sende değil
ne yaşadıysam ben
kara sevdadan..

Mr. Zagoncu


7 Kasım 2013 Perşembe

hayallerimi su ve sabunla yıkadım

bu yazıyı şu şarkıyı dinleyerek dinle : Siya Siyabend - Can Evimden Vurdun
bu şarkının öyle bir anısı var ki ayrı bir yazı eder.

sahi insan neden hayal kurar? boşluğa düştüğünden, ister istemez, çok istediği birşey olduğundan, vizyon sahibi olduğundan, yaşamayı bilmediğinden, yaşayabileceğini bildiğinden, birşeye tutunmak istediğinden, kendini mutlu hissetmek istediğinden  ... uzayıp giden bir sürü neden yazılabilir.

ancak bunları bilmenin yanında senin neden hayal kurduğunun bilincinde olmandır. kendini bilme serüveninin bir parçasıdır bu.

benim için hayal kurmak sanırım çok uzaklarda bir yerlere gitmek, çoğu zaman dağlarda dolaşmak, bazense çivilerin üzerinde yürüyerek zihinsel 'uç'lara ulaşmaktır.

kendimi denememdir bazen hayallerim. biryerlere getirir koyarım kendimi, denerim, olmazsa değiştiriveririm. olursa da büyütürüm hayallerimi.

hayallerim çoğu zaman herkesi kendim gibi zannetmem, herkesi kendime benzetmemdir. siz de düşünmüşsünüzdür sizin gibi olan bir dünya, düşünmedin mi yoksa?

hayaller var evet, belli başlı ve sonsuz sebeplerden dolayı. ancak bazen hayalleri rafa kaldırmanın vakti geldiğini sezersiniz. ben buna hayalimin kirlenmesi derim. gökyüzüne eğlenerek kurduğum tertemiz bir şatonun üzerine birisi işemişte kirlenmiş gibi.

ve ben hayallerimi su ve sabunla yıkadım. bazen birini de herkes ne kadar onu minik minik paylaştığımız kısa süreli anılardan ibaret sansa da, hayallerde başka bir yere koydum.





19 Eylül 2013 Perşembe

Tıkır tıkır işleyen çarkın hikayesi..

Artık çoğumuzun cep telefonları var. Dijital dünya bize kucak açtıkça mekanik dünyadan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Bir saatçi dükkanı hayal edin, günde binlerce insanın önünden geçtiği bir caddede kuyumcu dükkanları arasında sıkışmış beş metrekarelik bir dükkan. İçeride sakalları ağarmış bir metre altmış santim boyunda gözlüklü minyon bir dede. önünde saatler, duvarda saatler, aklında saatlerin çarkları var..

En son beş sene önce görmüştü beni. Dükkana girdim verdim selamımı, o da aldı. Nasılsın? diye sordu. Beni hatırlamıştı. En son ne zaman gördüğünü ne kadar büyümüş olduğumu anlattı.

Beş metrekarelik dükkanda, yılların saatçisi "saatçi amca" bildiği en iyi işi ve aslında bildiği tek işi senelerdir yapıyor. Beş senenin ardından beni tanıdığına göre düşünüyorum;

"Bir saatçi için zamanın çarkları çok farklı dönüyor."


Zaman çarkı döner.. Ve tarih her zaman kendini tekrar eder.. Taa ki kötülükle iyiliğin son savaşı başlayana kadar..


23 Ekim 2012 Salı

berrak sudaki kırmızı balık

fesleğen kokuyor dünya.. ve ben yeniden yazıyorum.

kanuni tiger 250


bugün bir çılgınlık edip ruhsatı sigortası muayenesi plakası olmayan bir motorsiklet aldım.
günüm çok bunaltıcı geçti kısaca özetliyorum.

gece -- heyecanla uyku bölünmeleri ve motorsikletli rüyalar.
sabah 7 kalkış evrak hazırlıkları ıvır zıvır
sabah 7.55 evden çıkıyorum
sabah 8.35 motorun yanındayım
sabah 9.00 motorun sahibi motor adamın arkadaşının üstüneymiş onu bekliyoruz
sabah 10.00 motor -- -- --
sabah 10.15 sonunda motorun devrini alıyorum
sabah 10.35 motora binip eve geçiyorum (eve gelirken devir saatinin çalışmadıgını fark ediyorum)
saat 10.55 evdeyim motorun üstünü örtüp kaskı eve bırakıp metroya biniyorum
saat 11.33 sıhıyeden inmişim üzerimin çok pis motor yağı koktuğunu farkedip 5 tl verip jagler marka bir deodorant elimde üzerime sıkarak servise doğru koşuyorum.
saat 11.45 servis hareket ediyor
saat 12.30 okuldayım. bir dersini kaçırdığımı sandığım dersin hocasının gelmemiş esasında bir saat erken de boşa gelmiş oldugumu düşünüyorum.
saat 12.50 motorun muayenesi için internet başvuru sistemini kurcalıyorum ancak bir sonuç elde edemiyorum 0850 ile başlayan ve dakikası bilmem kaç tl olan numarayı arayıp randevu almaktan başka bir çarem kalmıyor ve üzülerek numarayı tuşluyorum. muayene randevusunu haftaya anca alabileceğimi sanmama rağmen yarına boş yer varmış 24 ekim sabahına alıyorum randevuyu. ancak sigortasını randevudan önce yaptırmam gerekiyor bu yüzden okul çıkışı planlarımda bir değişiklik yapıyorum buda canımı fena halde sıkıyor.
saat 13.30 termodinamik dersine giriyorum. hocanın ne anlattığı hakkında en ufak bir fikrim yok.
dipnot: bir önceki dönem not ortalamam 3.70
saat 14.45 bir derse girmiş ve sıhıye servisine geri binip sigorta şirketi bulup sigortamı yaptırmak istiyorum cebimde 70 lira var.
15.40 kumrular ile ziya gökalp arasındaki sokaklarda dolaşıp binaları süzerek sigortacı tabelası aramaktayım. bir önceki motorum SARVEN için en ucuz fiyatı veren ALLİANZ sigortayı arıyorum ama bulamadığım için başka bir sigorta şirketine giriyorum.

kanuni tiger 250


16.00 bana bisürü fiyat söylüyorlar geçen yaptırdıgımın 3 katı felan. telefonla bir önceki sigortacımı arattırıp kaça yapar diye sorduruyorum normal 1.5 katı bir fiyat alıyorum ama yapcak bişey yok. 80 lira. hemen bankaya gidiyorum koştura koştura 20 lira çekiyorum cebimdeki para 93 lira oldu. 80 lirasını sigortaya veriyorum ve motoru aldığım adamın sigortacımdan alabileceğimi söylediği EK1 isimli belgeyi talep ediyorum. bizde yok diyorlar emniyet genel müdürlünün etrafındaki sigortacı arkadaşlarının adresini ve ismini verip beni oraya gönderiyorlar. halbükü emniyet genel müdürlüğünden de alınabiliyormuş..
Saat bilmiyorum: yorgunum akköprüden inip 15 dakika yürüyorum sigorta şirketindeyim 1-2 dakikada 2 tane a4 kagıdı veriyorlar. borcum ne diyorum 10 lira diyor (namussuz). yan binadan 50 kuruşa aldığı kağıt için.
Saat bilmiyorum çünkü şarjım bitmiş. bu arada kol saati takma alışkanlığım olsa diye içimden geçiriyorum.
güzel bir akşam geçirdikten sonra eve dönüyorum
saat 8 felan.motorsikletin tekerinden geçirdiğim 3 metre kalın zincirin iki ucunu iliştirip kitlediğim asma kilidin sadece birtane biricik olan anahtarı yok ortada. terslik bu ya.. olacak yani. bir üzüntü bir sıkıntı basıyor beni. ki bu arada BABA denilen şey ortaya çıkıyor. aşağı iniyor. binanın karşısındaki dükkan sahibi arkadaşlarından SUcu arkadaşına gidiyor, (abi beni 2 yaşımdan beri tanır). ve kilidi açarız cevabı alıyorum. 15 saniyede kesilen kilit beni mutlu ediyor :). hırdavatçıya gidiyorum kapalı. yeni kilit yok. sucu diyorki zaten bunlar bir işe yaramaz ben bunu çekiçlede kırardım sessizce. baktıki ben zor durumdayım yarın getir sabah 8de haa diyerekten kendi dükkanının kilidini veriyor. ben duygulanıyorum. vay be diyorum. abi de "ata hürmetimiz yoksada sahibine hürmetimiz var" diyor. beni aşan bir söz olduğundan pek kurcalamıyorum..


kanuni tiger 250 kırmızı


evdeyim en azından birşeyler yazmış oldum. tarihede bu günümü geçirmiş oldum. (yada ben öyle düşünüyorum)
eh çok okutuk gerçi sen yazıyı okumadan fotoğraflara baktın ama telefonla çektiğim birkaç görüntüyü paylaşayım sizinlen:

Maşallah deyin..-

video ya gülmeyin lütfen. uçan motor


kanuni tiger 250




18 Aralık 2011 Pazar

Bike

bu da bir pazar sabahı yazısı olsun.
gökyüzünde asılı bulutlar görünmez ipleriyle bir kukla gibi oynuyorlar. kuklacımız "rüzgar". gökyüzünün altında insanlar görmemek için direttikleri ipleriyle düzenin gerektirdiği gibi alışılagelmişliklere devam ederlerken, suyun akışının neresinde olduğunu sorguluyordur belki bazıları.
hayatım o kadar düzensizki hangi düzenin gerektirdiği düzensizliğe uyduğumu düşünmeden edemiyorum. hah birde hani önceki gönderilerimde paylaştığım ve hava attığım gitarım vardıya. bir buçuk aydır elime almadım. huzursuzum.

ve ben bi şarkı dinleyip dururum bu aralar. gülümsetirde hani.
youtube da bulamadığım için linki ekliyorum tıklarsan dinleyebilirsin.

23 Kasım 2011 Çarşamba

isimsiz bir yayın

sıkışılmış kalmış biyerlerden sıkılmış kalmış bir jonglörün öyküsüdür.

bazıları içindeydi duvarların, bazıları sadece arasında. o da arasında olanlardandı belki hiç görülmemiş yükseklikleriyle hiç tarif edilemeyecek kalınlıktaki duvarların. duvarlar dedik ya işte içine çook insan alabilirdi duvarlar. onlar ki daha çokları gelsin isterlerdi duvarların içine, çünkü duvarların içinde hiç yalnız kalmazdın. peki ya diğer taraf? duvarların arası nasıl bir yerdir bilirmisiniz. duvarların arası demek; etrafında kocaman kocaman karanlıklar tarafından baskıya uğramak, içeri çekilmeye çalışmak, kaçmak, neden kaçtığını, neden kaçırdığını gözlerini anlatamamak, yalnız kalmakla eş değerdi. ve tüm bunlar bembeyaz yaşamaya tam anlamıyla değerdi :)

o kada alışırsınki belli bir zaman sonra. yalnızlık zor gelmemeye başlar. hatta katılacağın zirve başvurusuna bile "kendi omuzlarına tırman, başka nasıl yükselebilirsin ki" yazarsın. toplumcu gerçekçi yalnızlık da diyebilirsin buna. toplumun gerçeklerine kızmakta durumu özetler bazen.

herkesin bir ütopyası vardır. amaç her zaman o ütopyaya ulaşmak değildir bence. amaç ütopyanın varlığını korumak olmalı bazen. çünkü öyle bir zaman gelir ki; kurduğun hayallerin gerçekleşmesinden çok, kurduğun hayallerin halen orda olup olmadığını bilmeyi özlersin.

başı olmayan bir yazının sonu da olmaz hani. sen anlatırsan ben de dinlerim.